<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564</id><updated>2012-02-09T15:58:54.683+02:00</updated><category term='Miri malı'/><category term='Cinematico.'/><category term='Dünya hali'/><category term='Dünya güzeli'/><category term='Ebebiyat'/><category term='Pop şeyler'/><category term='Okuma notları'/><category term='Kendilik defteri'/><category term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Mehmet Hayri'nin Defteri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>199</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4675755725930884987</id><published>2012-02-09T15:54:00.000+02:00</published><updated>2012-02-09T15:58:54.688+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>İHL Sözlük'te İhsan Eliaçık.</title><content type='html'>İHL Sözlük'te İhsan Eliaçık hakkında yazılanlara rastladım, fena halde şaşırdım. İnternet'in Müselman gençliği hocayı giderek artan bir öfkeyle yerden yere vurmuş, sık sık bel altı çalışmış, çekinmemiş hakaret etmiş. Eliaçık'ın bu çok sesli ortamlarda eleştirilmesi elbette normal, zaten ortada eleştiri olsa şaşırmayacağım, beni şaşırtan adamın frensiz dizginsiz bir öfkeye hedef olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendine sormadan edemiyor, nedir bu öfkenin kaynağı? Adam ne yapmış da bu kadar sövgünün hedefi olmuş olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil mi ki, Eliaçık en temelinde toplumsal adalet peşinde, eşitlik vurgusu eşitsizlik eleştirisi yapan bir tavrın savunucusu. Hepimizin gözünün önündeki ağır sınıfsal uçuruma ve istismara direnmeye ve bunun İslami kodlarını göstermeye çalışıyor. Bu tavrın İslami bilgi alanlarıyla uyumunu uyumsuzluğunu tartışıp eksiklerini yanlışlarını ortaya koyabilirsiniz. Böyle yaparsanız okuruz bilgileniriz. Ammavelakin neden cam çerçeve kıracak kadar öfkelenirsiniz? Neden ağzınıza geleni sayacak kadar haset dolarsınız? Bu tavırda edebi bir kenara bırakıp dere tepe hakaret edecek ne var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevaplaması çok kolay olmasa gerek ama bu yıkıcı öfkede memleket muhafazakârlığının halet-i ruhiyesine ve bu halet-i ruhiyenin değişimine dair çok şey olduğunu düşünüyorum. Burada, istismarın ve köklü eşitsizliklerin eleştirisine mesafeli, dini ritüele indirgeyen, kul hakkını dert etmeyen bu haletin kapitalizmin yeni aletlerine uyum sağlamakta pek mahir ve pek istekli dönüşümünün kibri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen misin bu kibirle yüzleşmeye çağıran, işte böyle taşlarlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4675755725930884987?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4675755725930884987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4675755725930884987' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4675755725930884987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4675755725930884987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2012/02/ihl-sozlukte-ihsan-eliack.html' title='İHL Sözlük&apos;te İhsan Eliaçık.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7602850817368084729</id><published>2012-02-01T16:05:00.000+02:00</published><updated>2012-02-01T16:05:00.237+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Milli bir manyaklık.</title><content type='html'>Evet Poe aşırı yalnız biriydi ve uzaktan tilmizi Baudelaire sinizmle dolu vebalıydı. Ama Baudelaire'in Poe'yu anlamaya çalışırken Amerika'nın ruhunu bu kadar keskin görmesine ne demeli? Keskin göz mü, Amerika'nın ezeli ebedi gerçekliğinin apaçıklığı mı? Aristokrasi övgüsü ve demokrasi ürküsü arasında görünen Amerika'nın hakikati değil mi? Ve en önemlisi Amerika'nın hakikati yüzünden Poe aşırı yalnız biri değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Okuduğum bütün belgelerin neticesinde, Poe için Birleşik Devletler'in, daha tatlı bir hava solumak için yaratılmış bir varlığın içinde ateşli sıkıntısıyla volta attığı engin bir hapishaneden -gazla aydınlatılan bir kâbustan başka bir şey olmadığı- ve onun iç, ruhsal yaşamının (...) bu düşman atmosferin etkisinden kaçmaya yönelik sürekli bir çabadan başka bir şey olmadığı inancına vardım. Demokratik toplumlarda kamuoyu acımasız bir diktatördür. (...) Dinsiz özgürlük sevgisinden yeni bir tiranlığın, hayvanların tiranlığının ya da ateşli duyarsızlığıyla Juggernaut'a benzeyen bir hayvanokrasinin doğduğu söylenebilir. (...) Zaman ve paranın burada büyük değeri vardir. Milli bir manyaklık noktasına getirilinceye kadar fazlasıyla vurgulanan maddi etkinlik, onların zihinlerinde bu dünyadan olmayan şeyler için çok az yer bırakır. Doğuştan aristokrasiye sahip olmamanın ülkesi için büyük talihsizlik olduğuna inanan Poe, aristokrasisiz bir halkın içinde 'güzel' kültünün sadece yozlaşacağı, küçüleceği ve kaybolacağına inanan; yurttaşlarını, bütün o pahalı ve sahte lükslere bulanmış, sonradan görmelere has zevksizliğin bütün belirtilerini sergileyen yurttaşlarını suçlayan, ilerlemeyi, o büyük modern düşünceyi budalaların aptal hayali sayan Poe, aşırı yalnız biriydi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Akt. Matei Calinescu. &lt;i&gt;Modernliğin Beş Yüzü.&lt;/i&gt;&amp;nbsp;Çev. Sabri Gürses. Küre Yayınları. s. 61)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7602850817368084729?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7602850817368084729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7602850817368084729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7602850817368084729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7602850817368084729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2012/02/milli-bir-manyaklk.html' title='Milli bir manyaklık.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1626675271092192413</id><published>2012-01-26T11:25:00.001+02:00</published><updated>2012-01-26T11:26:15.723+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Kaypaktır pişmanlık.</title><content type='html'>Bir İsrailli psikanalist "Almanlar soykırımdan ötürü Yahudileri asla affetmeyecektir" demiş, yarayı tersten dikizle apaçık etmiş. Travmanın yaratıcısının travmadan bağımsız olduğunu düşünmek zaten abes, esas onun kurbanına öfkesinin daim olduğunu görmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişmanlık sadece naif değil biraz kaypak bir sözcük de demek ki. En çok bir yılma-yorulma halini anlatıyor. Zaten, güç ondayken zalim pişmanlıktan çok unutmaya eğilimli. Unutmak iktidarın, pişmanlık zayıflığın dili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar hukuk'a inanırken pişmanlık'a inanmak da mümkündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(Ne yani? Bu sabah sinizmlerinin bir anlamı olmalı.)&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1626675271092192413?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1626675271092192413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1626675271092192413' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1626675271092192413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1626675271092192413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2012/01/bir-israilli-psikanalist-almanlar.html' title='Kaypaktır pişmanlık.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5192869292824117739</id><published>2012-01-20T13:32:00.001+02:00</published><updated>2012-01-20T13:32:27.426+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Küçük Prens ve Türk astronom.</title><content type='html'>Saint Exupery'deki Nasrettin Hoca etkisi ne kadan hoş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Küçük Prens'in geldiği gezegenin B612 asteroidi olduğuna inanmam için ciddi nedenlerim var. Bu asteroid teleskopla ilk kez 1909'da bir Türk astronomu tarafından görülmüştü. Bu adam o zaman, bir uluslararası astronomi kongresinden büyük bir ispat gösterisi yapmıştı. Ama kostümünden dolayı ona kimse inanmadı. Büyük insanlar böyledir işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki B612 asteroidinin ünü kurtuldu; bir Türk diktatör idam cezası tehditiyle halkını Avrupalı gibi giyinmeye zorladı. Astronom 1920'de ispatını yeniden ve çok şık bir kostüm içinde yaptı. Bu kez herkes görüşünü kabul etti."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5192869292824117739?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5192869292824117739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5192869292824117739' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5192869292824117739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5192869292824117739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2012/01/kucuk-prens-ve-turk-astronom.html' title='Küçük Prens ve Türk astronom.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2597166774613305558</id><published>2012-01-13T15:01:00.000+02:00</published><updated>2012-01-13T15:01:03.298+02:00</updated><title type='text'>Reyhan Alkıvılcım'ın çığlığı.</title><content type='html'>"Kasım ayı sonunda Ankara’da Odak Dergisi okurlarına yönelik baskında gözaltına alınarak tutuklanan öğrencilerden Reyhan Alkıvılcım, tutuklu olduğu Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazdığı mektupta, “Sesimize ses olun. Bizler bu ülkenin gençliğiyiz. Gençlik gelecek demektir. Gençliği hapse atılmış bir ülke ne kadar gelişip ilerleyebilir?” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reyhan Alkıvılcım, 7 arkadaşı ile birlikte 29 Kasım 2011 tarihinde Ankara'da yapılan ev baskınları sırasında gözaltına alındı ve "örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklandı. Akkıvılcım, Odak Dergisi’ne yönelik operasyonda tutuklanan öğrenciler arasındaki Meltem Tuna ile birlikte Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuluyor.  Akkıvılcım, ANF’ye ulaşan mektubunda, bugün cezaevlerinde 500 öğrencinin olduğunu hatırlatarak destek istiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektupta şunlar ifade ediliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben Reyhan Alkıvılcım. Pamukkale Üniversitesi Felsefe bölümü 3.sınıf öğrencisiyim. Duyduğunuz, okuduğunuz üzere son zamanlarda yüzlerce öğrenci gözaltına alınıp tutuklandı. Baran Nayır, Ali Deniz… Şeyma… Ben de yüzlerce öğrenci gibi tutuklandım. Hem de Hopa davasından tutuklanan öğrencilerin tahliye olduğu hafta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben Denizli'de devlet yurdunda kalıyordum. Vize sınavlarıma çalışmak için arkadaşlarımda kalmaya gitmiştim. Sınavlarıma bir haftadan daha az bir zaman vardı. Hepimiz sınav stresiyle uyumaya çalışıyorduk. Sabahın altısında eve polisler geldi. Kamerayla birden benim kaldığım odaya girip hiç bir gerekçe belirtmeden ''arama'' yapmaya başladılar. Beni gözaltına alma emrini daha önceden aldıkları belliydi fakat bu bana tam ev arandıktan ve beni götürmelerine yakın söylendi! İkametgahım olan Ankara'ya götüreceklerdi. Arkadaşlarımın evinde bilgisayarıma, telefonuma ve flash belleklerime el kondu. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla da Ankara'da ailemin yaşadığı eve de aynı saatlerde girilmiş. Bilgisayara, film ve müzik cdlerine, okul için kaynak kitaplarıma ve romanlarıma bile el konulmuş, ailem huzursuz edilmişti. Misafir kaldığım öğrenci evindeki arkadaşlarım huzursuz edildiği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi Bolu'dan, Eskişehir'den Ankara'ya getirilen 3’ü öğrenci 6 arkadaşım daha vardı. Bir hafta önce de Kocaeli'de öğrenci bir arkadaşımız daha tutuklandı. THKP-C Direniş Hareketi'ne üye olduğumuz iddia ediliyor. Bizler izinli, yasal, vergisi ödenen aylık çıkan ODAK Dergisi okurlarıyız. ODAK Dergisi çeşitli aydınların, yazarların yazılarının yayınladığı, ezberci eğitim sistemine alternatif sorgulayan, tartışan, eşit, parasız anadilde eğitim sistemini savunan,gündemi tartışan, yolsuzluğa, yoksulluğa, haksızlığa ve her türden gericiliğe karşı olan bir dergidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salı günü sabah otobüsler ikametgahım olan Ankara'ya getirildim. Gözaltı süresi uzadıkça uzadı. Cuma sabahı savcılığa ifade vermek üzere 6 arkadaşımla götürüldük. Savcı bana ''1 Mayıs'a katılmışsın, 12 Eylül darbesiyle asılan Teğmen Ömer Yazgan'ın mezarını ziyaret etmişsin'' dedi. Evet, 1 Mayıs devletin resmi bayram ilan ettiği bir gündür. Darbe sonucu idam edilen insanlarında mezarını ziyaret ettim, Katıldığım hiç bir miting, anma töreni yasadışı değildir, dedim ve diğer arkadaşlarımla beraber mahkemenin verdiği kararla tutulandım. Ankara Sincan Kadın Kapalı Hapishanesine getirildim. Hopa davasından tutuklanan öğrencilerin tahliye edildiği hafta bizler yasal olan miting ve anmalar gerekçe gösterilerek örgüt üyeliğinden yargılanıyoruz. Hapishanelerde tutuklu bulunan 500 öğrenciye bizler de dahil olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin kendinin bayram ilan ettiği 1 Mayıs İşçi Bayramı yasa dışı mı oldu? 12 Eylül'de asılan insanların mezarlarını ziyaret etmek yasa dışı mı? Başbakan Erdal Eren'in mektubunu okudu,mecliste ve gözleri yaşlı şekilde okudu hem de… Üstüne üstlük darbeyi gerçekleştiren Kenan Evren'in yargılanacağını söyledi. Başbakan yapınca yasal, bizler yapınca mı yasadışı oluyor? 1 Mayıs bayramdır ama katılırsanız görürsünüz gününüzü demek mi oluyor tüm bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte getirildiğim Gazi Üniversitesi 4, sınıf Felsefe bölümü öğrencisi Meltem Tuna ile birlikte kalıyorum. Meltem'de diğer arkadaşlarım gibi bu yıl mezun olacaktı. Ben de seneye mezun olacaktım. Eğitim hayatımızdan mahrum bırakıldık. Yaptıklarımız yasadışı gibi gösterilmeye çalışıldı. Bizler gibi birçok öğrenci şuan eğitimlerine devam edemiyor ve hapishanelerde tahliye olacağı günü bekliyor. Sizin aracılığınızla sesimizi duyurmak istiyoruz. Sesimize ses olun. Bizler bu ülkenin gençliğiyiz. Gençlik gelecek demektir. Gençliği hapse atılmış bir ülke ne kadar gelişip ilerleyebilir? Sizlerin bu anlamda desteğini bekliyoruz. Tüm tutuklu öğrenciler adına teşekkür ediyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANF NEWS AGENCY&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2597166774613305558?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2597166774613305558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2597166774613305558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2597166774613305558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2597166774613305558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2012/01/reyhan-alkvlcmn-cglg.html' title='Reyhan Alkıvılcım&apos;ın çığlığı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2509408094875955356</id><published>2011-12-06T15:15:00.001+02:00</published><updated>2011-12-06T15:18:03.686+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya güzeli'/><title type='text'>Geçen yüzyılın en büyük üç Türk'ü.</title><content type='html'>Erkan Oğur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Atay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezen Aksu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Pertek'in önü kelek / Harput'a gidip gelek / Elin elimde ola / Kapı kapı dilenek)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2509408094875955356?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2509408094875955356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2509408094875955356' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2509408094875955356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2509408094875955356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/12/gecen-yuzyln-en-buyuk-uc-turku.html' title='Geçen yüzyılın en büyük üç Türk&apos;ü.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2605870312992283749</id><published>2011-11-05T21:26:00.001+02:00</published><updated>2011-11-05T21:26:43.514+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Bayram gezmesi.</title><content type='html'>"Bu kahrolası yeryüzünün o büyük yalnızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ne denli seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün kız kardeşinin evinin önünde durdum. Via Corso Poscoli 9. Sini/Pavese zilini birkaç kez çaldım. Beş giriş kapısı olan, büyük bir yapı. Kentin yeni gelişen yörelerinde. Yüzlerce pencere gerisinde, yüzlerce ailenin barındığını yansıtan bu büyük yeni yapılar ne denli dayanılmaz bir görünüm içinde karşımda. Özellikle temmuz günü sıcağının parlak ışığı altında Maria, seksen dört yaşında. Burada kızı ile yaşıyor. Kızı hiç evlenmemiş. İlkin babasına bakmış, şimdi de annesine bakıyor. Pavese'nin "Yalnız Kadınlar" romanını düşünüyorum. Bazı insanlar sabır, bazıları sabırsızlık dolu. Ben ikincilerdenim. Bu can sıkıcı büyük yeni yapı altında, ilk kez onun intiharını sevinçle karşılıyorum. Yaşamadığına, burada oturmadığına, kentin bu yeni mahallelerine hiç taşınmadığına, bu sokakları, bu evleri görmediğine seviniyorum.. Bu caddeler ve evlerin yüzler, insana korku veren parlak ışıkla bezeli. İnsan neden bu yaşama daha çok katlansın. Neden bu dayanılmaz yalnızlığa daha çok katlansın. Neden bu parlak ve zamansız ışığa daha çok katlansın. Neden kendisiyle birlikte doğmuş intihar özlemini daha çok taşısın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tezer Özlü'nün çok ama çok güzel kitabı &lt;i&gt;Yaşamın Ucuna Yolculuk&lt;/i&gt;'tan. Üzülmeli sevinmeli mi bilmiyorum ama Pavese'yi hiçbir kadın bu kadar çok sevmemiştir. Ne yaşarken ne öldükten sonra.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2605870312992283749?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2605870312992283749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2605870312992283749' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2605870312992283749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2605870312992283749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/11/bayram-gezmesi.html' title='Bayram gezmesi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6120610465219496649</id><published>2011-11-04T17:01:00.002+02:00</published><updated>2011-11-04T17:01:15.845+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Kendi kendini teskin ederdi Tezer.</title><content type='html'>Kahve içip, pasta yiyiyorsun. Üstüne bunları yaparken elinde Tezer Özlü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki memlekete henüz faşizm gelmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garson kızın gözleri büyük, kapkara. Göz göze gelince geriliyorsun. Böyle gerilmek iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki memlekete henüz faşizm gelmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı baktığında yorgun insanlar görüyorsun. Tezer Özlü'nün Kafka'nın evinin önündeki yorgun gözleri geliyor aklına.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demek ki memlekete henüz faşizm gelmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu ne biçim yazmaktır? Yandan yemiş Yılmaz Özdil misin?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aha kendi kıçına güldün işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh demek ki memlekete henüz faşizm gelmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6120610465219496649?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6120610465219496649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6120610465219496649' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6120610465219496649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6120610465219496649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/11/kendi-kendini-teskin-ederdi-tezer.html' title='Kendi kendini teskin ederdi Tezer.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6208474184054095172</id><published>2011-11-03T18:44:00.000+02:00</published><updated>2011-11-03T18:44:06.967+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Tivi'deki polis muhabiri hiç susmaz.</title><content type='html'>Sizi bilmem ama ben televizyonda şu polis-savcı kökenli, tek ağızdan konuşan, muktedir-sever yeni nesil yorumcuları-stratejistleri görmekten fena halde bıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habire konuşuyor, habire kavga ediyor, sektirmeden toplum mühendisliği yapıyorlar. Gerçi öyle sığ öyle düzler ki koca memleketi nasıl böyle tefe koyup çalıyorlar anlaması zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama içimdeki bulantı hissi bu yüzeysellikten değil, naklen toplu vicdansızlık gösterisinden. Bu büyük toplum mühendislerini her gün her kanalda aralıksız izlemek zorunda kalmaktan. Hiç üşenmeyip Stv'deki dizilerden alamadığımız eksik bilgileri tamamlıyorlar. Allah razı olsun.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de burunları nasıl havada. E olmasın mı, konu Fenerbahçe olsa bile, &lt;i&gt;bully&lt;/i&gt; tabiatlı pek maskülen spor yorumcuları M. Baransu'nun ağzının içine bakıyor. Hahaayt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;R. Ozan, N. Alçı'yı falan da unutmayalım tabii bu zevatın yanında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım bir kanala da çıkmayıversinler, bir tartışmaya da bunlar çağrılmasın! A olur mu, onların özel kontenjanları var halkımızın kalbinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açın kardeşim, dizi mizi açın, maç açın, fashion tv açın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6208474184054095172?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6208474184054095172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6208474184054095172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6208474184054095172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6208474184054095172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/11/tivideki-polis-muhabiri-hic-susmaz.html' title='Tivi&apos;deki polis muhabiri hiç susmaz.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3537010825749813279</id><published>2011-10-31T11:53:00.003+02:00</published><updated>2011-10-31T11:53:49.238+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Bir ahlaki kusur olarak mutsuzluk.</title><content type='html'>"Günümüz ideolojik ikliminde başımıza gelen bütün korkunç şeyleri son kertede olumlu bir şey olarak - mesela gelecekteki hayatımızda meyve verecek değerli bir deneyim olarak- algılamak bir mecburiyet olup çıkmıştır. Olumsuzluk, eksiklik, tatminsizlik, mutsuzluk daha fazla ahlaki kusurlar olarak, daha da beteri tam da varlığımız veya çıplak hayat düzeyindeki bir bozulma olarak görülmektedir. Biyo-ahlak olarak adlandırabileceğimiz şeyin (ve de duygu ve heyecanlara dayalı bir ahlakın) çarpıcı bir yükselişi söz konusudur ki bu da şu temel aksiyomu savunan bir ahlaktır: Kendini iyi hisseden (ve mutlu olan) kişi iyi bir kişidir; kendini kötü hisseden kişi de kötü bir kişi. Günümüzdeki ideolojik mutluluk retoriğine özgül rengini veren şey de dolaysız hisler / duyumlar ile ahlaki değer arasındaki bu kısa devredir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On ikiden vurmamış mı? Yeni çevrildi daha, Alenka Zupancic'in kitabı kafa topluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;i&gt;Komedi: Sonsuzun Fiziği&lt;/i&gt;. Çev. Tuncay Birkan. Metis.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3537010825749813279?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3537010825749813279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3537010825749813279' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3537010825749813279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3537010825749813279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/bir-ahlaki-kusur-olarak-mutsuzluk.html' title='Bir ahlaki kusur olarak mutsuzluk.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-654804274732850058</id><published>2011-10-26T14:06:00.000+03:00</published><updated>2011-10-26T14:06:31.045+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Patırtı seven yitik ülke.</title><content type='html'>Depremde yükselen faşizmi gördük mü? Gördük. Ruhsal kopuş denen şey maval değilmiş, daha iyi anladık mı? Anladık. Hani milliyetçilik falan değil düpedüz ırkçılıkmış sularda yüzen, emin olduk mu? Olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sorun bundan ibaret değil. Sorun çok daha derinde. Bir yargı bombardımanı altındayız, herkes konuşuyor, herkes her mecrada her ortamda&amp;nbsp; hiç durmadan depremden siyasi konum üretmeye çalışıyor. Ben çok bunaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feysbuk ağzına kadar doluydu, pek çok okumuş-okuyan Kürt arkadaş Türkiye'den şikâyet ettiler. Çoğu İgilizce yaptı bunu. Kürtlerin linçinden, Türklerin Ermenilerden boşalttıkları yerde şimdi Kürtleri katletmek istediklerinden falan bahsettiler. Sonra birileri yardım etmeye çalışan askere ateş açıldığını yazdı öfkeyle. Sonra polisler Kürt vatandaşlara saldırdı dediler, kimi yağmayı durdurmak için sahip çıktı buna kimi polise saydı sövdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha böyle binlercesi vardı, hâlâ da var. Herkes bir şeyler kusuyor, herkes laf çarpıyor, herkes birilerinden şikâyet ediyor, en beteri herkes kolayca genelliyor. Ne yorulmaz bir ülke burası, nasıl seviliyor patırtı, konuşmak ne kadar zor burada. Oysa pek çok insan gerçekten yardım etmek istiyor, gerçekten muhabbetle el uzatmak istiyor, gani gönüllü insan az değil hepsi yaraya merhem olmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik lazım acıyı duymak için, vakar lazım. Yargıyı, siyaseti sonraya bırakmak lazım. Bilinç ya da bilinçaltı kendini söylemek için araç bulma derdinde tamam, anladım, ama bazı şeyleri araç kılmaktan kaçınmanın güzel olduğunu yeniden hissetmek lazım. Şu çok paylaşılan foto kalsın, diğerleri dağılsın artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-J0pb2_F1tjc/TqfoCX0sphI/AAAAAAAAABo/w59WKTJd8bA/s1600/dede_resim" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="443" src="http://3.bp.blogspot.com/-J0pb2_F1tjc/TqfoCX0sphI/AAAAAAAAABo/w59WKTJd8bA/s640/dede_resim" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-654804274732850058?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/654804274732850058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=654804274732850058' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/654804274732850058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/654804274732850058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/patrt-seven-yitik-ulke.html' title='Patırtı seven yitik ülke.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-J0pb2_F1tjc/TqfoCX0sphI/AAAAAAAAABo/w59WKTJd8bA/s72-c/dede_resim' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5777838610481797831</id><published>2011-10-23T14:03:00.002+03:00</published><updated>2011-10-23T14:03:35.953+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>O garip miras.</title><content type='html'>Malraux'nun bir romanında deniyordu ve mealen şöyle bir şeydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey sen, önce Tanrı'ya inandın, sonra İnsan'a. Ama birbiri ardısıra ikisini de kaybettin. Şimdi eski inançlı günlerden arta kalan o garip miras'la güvenecek bir şeyler arayıp duruyorsun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok etkilenmiştim, çok doğru gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lakin bu twitter çağında aforizmalardan etkilenmemeyi öğrenmenin birinci yapılması gereken şey olduğunu anladım. Hikmet yumurtlayanlardan kaç, kendin hikmet yumurtlandığında dön kıçınla gül kendine. Yeni sloganım bu. (Kaçışını itirazını sevdiğim; formüle et, slogan haline getir, haplaştır. Neticede hikmet yumurtlamaya devam et. Twitter hayata twitter'laşacak karşı çık. İmkânsız ironi lan.))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, her şeye rağmen Malraux'ya hâlâ inanıyorum, daha beteri hâlâ yaşıyorum. O garip miras her gün her düşünce anında, dünyaya her kafa tutuş denemesinde karşıma çıkıyor sanki, ben de bir kez daha kedili Fransız'ı yad ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lan garip miras sen mi büyüksün ben mi diye bağırsam, yurt penceresinden boğaza bağıran o &lt;i&gt;zonta &lt;/i&gt;arkadaşa hiç durmadan gülüşüm aklıma gelir diye korkarım.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam da bu hal, devrin neden ironi devri olduğunu, en çiğ halinde lakayt bir sarkazmın neden her tarafı kapladığını açıklıyor. Zira garip miras içinde sürekli konum değiştirerek, sürekli yeni hakikatler bularak ve kaybederek, zemini sürekli daha da kayganlaştırarak varılan yer mekânı hiç durmayan hareket olan, yani mekânsız olan ironievi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaykay lazım kaykay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5777838610481797831?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5777838610481797831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5777838610481797831' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5777838610481797831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5777838610481797831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/o-garip-miras.html' title='O garip miras.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5303209500298985585</id><published>2011-10-19T13:51:00.001+03:00</published><updated>2011-10-19T14:46:24.894+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Git, bir manastıra gir!</title><content type='html'>Hamlet'ten Ophelia'ya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Git, bir manastıra gir! Ne diye günah çocukları besleyeceksin? Ben doğru adamımdır az çok, yine de öyle şeylerle suçlayabilirim ki kendimi, anam hiç doğurmasa daha iyi ederdi beni. Çok gururluyum, hınçlıyım, tutkuluyum. Bir anda öyle kötülükler geçirebilirim ki kafamdan, ne düşüncem hepsini kavramaya yeter, ne hayal gücüm biçimlendirmeye, ne zamanım gerçekleştirmeye. Ne diye sürünüp durur benim gibiler yerle gök arasında? Aşağılık herifleriz hepimiz, inanma hiçbirimize, manastıra gir..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar ne kadar ne kadar güzel bir metin bu, doyulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(W. Shakespeare. Hamlet. Çev. Sebahattin Eyüpoğlu)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5303209500298985585?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5303209500298985585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5303209500298985585' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5303209500298985585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5303209500298985585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/git-bir-manastra-gir.html' title='Git, bir manastıra gir!'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4145887682463414219</id><published>2011-10-08T13:09:00.000+03:00</published><updated>2011-10-08T13:29:02.787+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Altın Balık.</title><content type='html'>Le Clézio &lt;i&gt;Altın Balık&lt;/i&gt;'ta bir yersiz-yurtsuz'un hikâyesini anlatıyor. Topraklarından ve ailesinden koparılmış Leyla'nın ordan oraya sürüklenişini, başta zorlandığı için sığınmak zorunda kaldığı kaçma fiilinin çocukluktan kadınlığa geçen Leyla'nın hayatını belirleyen temel güdü oluşunu anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben sadece aksiyonla ilerleyen, durmayan, nefes almayan metinlere gıcık oluyorum. Hele bu tip romanlarda bu nefessiz akışın çok zaman anlatılanla gerçek ve derinlikli bir ilişki kurulamamasının ifadesi olduğunu düşünüyorum. Aynı ölçüde olmamakla beraber Naipaul'de de var mesela bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu okuduğum ilk Le Clézio romanı benim için tam bir hayal kırıklığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(J.M.G. Le Clézio. Altın Balık. Çev. Bahadır Gülmez. İletişim, 2008)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4145887682463414219?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4145887682463414219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4145887682463414219' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4145887682463414219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4145887682463414219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/altn-balk.html' title='Altın Balık.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-588948521986133689</id><published>2011-10-02T15:46:00.000+03:00</published><updated>2011-10-02T15:46:38.674+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Tv'de uçanlar.</title><content type='html'>Muhafazakâr kanallarda Cumartesi geceleri geç saatlerde entelektüel muhabbet programları var. Bu talk-show işinin beri yana çevirisinin böyle olması pek güzel. Şikâyet yok, fırsat buldukça seyrediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam Sadık Yalsızuçanlar'ın yaptığı Açık Deniz programında Semih Kaplanoğlu ve Leyla İpekçi vardı. Kaplanoğlu ve İpekçi ilginç bir çift. Görünür sıfatlarını saysam kolayca ortaklaşırız: Elit, başarılı, sanatçı, vicdanlı, liberal, tasavvufa muhabbetli vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama beni boğan bir tarafları var. Öncelikle Kaplanoğlu'nun filmlerinden hiç hoşlanmıyorum. Son yıllarda Türkiye sinemasının güzel yükselişinde Demirkubuz'un, Ceylan'ın, Erdem'in yanına Kaplanoğlu'nu yakıştıramıyorum. Sinema dili klişe, zorlama ve en beteri "artiz" geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam paralelinde Leyla İpekçi'nin "hikmetli" halinden de yoruluyorum. Bilmiyorum belki de benim geri kafalılığım ama kendisinin her sözüne her davranışına sinmiş çilekeşlik iması gazetelerde televizyonlarda seslenince bana hiç hakiki gelmiyor. Hemen Kral Tv'ye dönmek istiyorum, Serdar Ortaç daha gerçek görünüyor gözüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programda Sadık Yalsızuçanlar da beklenileceği üzere ikiliye katılınca bir hikmet bombardımanına tutulduk. Zaten bilenler bilir, Sadık abimizin "üstad Heidegger" diyeceği noktayı beklemek programı seyrettikçe bir fetiş haline geliyor. O da sağolsun her hafta, Heidegger'den bir şeyler söyleyip, coşkumuzu eksik etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta hikmet dünyası tanıklıklara ihtiyaç duyuyor, onun için de Doğulu ve Batılı bilgeler kapı önünde zikredilmeyi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, ben seviyorum bu muhabbet programlarını. Ama bir gün, hikmetli söz etmenin ve itirafta bulunmanın gerçek sohbeti öldüren samimiyet görünümlü büyük hainler olduğunu hepimiz anlayacağız ve "o belirli nesne"ye yöneleceğiz. Kurtuluş oradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al sana bir hikmet de benden.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-588948521986133689?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/588948521986133689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=588948521986133689' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/588948521986133689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/588948521986133689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/10/tvde-ucanlar.html' title='Tv&apos;de uçanlar.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8823639670838648406</id><published>2011-09-29T10:59:00.001+03:00</published><updated>2011-09-29T11:00:44.546+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Muhafazakâr kurtarıcılar şaka mı yapıyor?</title><content type='html'>Dün gazetelerde vardı, yeni istatistikler açıklanmış, Türkiye'de aile çöküyormuş. Boşanma oranları hızla artıyor, evlilik süreleri kısalıyor, gençlerin evlilik eğilimi azalıyormuş. Hemen yeni önlemler alınmalıymış, canımız özümüz aile kurtarılmalıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu okuyunca aklıma Diyanet'in "Merhamet Eğitimi" bilboardları geldi. Merhametsiz bir dünyaya karşı merhameti ve Hz. Muhammed'in merhamet anlayışını anlatmak için hazırlanmış reklamlar, ilanlar, klipler vs..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu ruh halini anlamaya çalışıyorum. Yahu hiç dönüp demiyorlar mı, biz Amerikan tarzı piyasa ekonomisine bayılıyoruz, onun arzu sistemini tereddütsüz içimize çekiyoruz, onu burada yeniden var etmek için elimizden ne gelirse yapıyoruz; sonra insanlar bu yaşamın içinde tekil ekonomik aktörler oluyorlar (yani bireyselleşiyor, yalnızlaşıyorlar) ve en sonunda oturup ağlıyoruz "aile çöktü, merhamet kalmadı" diye. Bu işte bir yanlışlık olmalı di mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmek istenmiyor ki bu muhafazakâr yeniden düzenleme tepkileri-arayışları ve daha önemlisi bu tepkiler için hayatımızda hâlâ yer olması sistemin dönüşümünü kolaylaştırıyor, meşrulaştırıyor. Dünya merhametsiz mi eğitimini veririz, millet şakır şakır boşanıyor mu hemen Aile Bakanlığımız STK'ları toplar bidi bidi bidi vir vir vir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gelsin mortgage'lar, Ağaoğlu siteleri, kredi borçları, kart batıkları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A hey hey hey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8823639670838648406?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8823639670838648406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8823639670838648406' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8823639670838648406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8823639670838648406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/muhafazakar-kurtarclar-saka-m-yapyor.html' title='Muhafazakâr kurtarıcılar şaka mı yapıyor?'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1562546126110096941</id><published>2011-09-25T20:49:00.002+03:00</published><updated>2011-10-26T15:22:04.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Kültür satanlar kültür alanlar.</title><content type='html'>"Yazar ajanı" Barbaros Altuğ, &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;'ta yazmaya başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de, bir yandan "hayatın eksiksiz piyasalaşması"na uyumla öte yandan genişleyen üst-orta sınıf kaymaklığının ilgisiyle Avrupai anlamda bir sanat piyasası oluşuyor. Herkes farkında bunun, öyle ki Avrupalı Amerikalı arkadaşlar gaza gelip Cihangir'e yerleşiyor, pastadan pay kapmanın yollarını arıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu piyasa yine Batılı muadilleri gibi kendi komisyoncularını yaratıyor. Barbaros Altuğ edebiyat alanında söz konusu mesleğin&amp;nbsp; memleketteki öncülerinden. Bir yandan buralı yazarları öte alemlere pazarlamaya çalışıyor, öte yandan devletin ve vakıfların akıttığı kültür parasından pay kapmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altuğ daha&amp;nbsp; &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;'ta yazdığı ikinci yazıda kendisinin aktörü olduğu neo-kültür aleminden şahane bir sahne anlatmış: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ağaçlar arasında büyük bir villa. Salon sadece mumlarla aydınlatılıyor. Bu özel gece için beyaz kıyafetlerini giymiş genç garsonlar ev sahibesinin bizzat seçtiği mönüyü konuklara servis ediyor. Birazdan bir sessizlik ve ev sahibesi mum ışığında evdeki yedi kişiye bir kitaptan İngilizce parçalar okumaya başlıyor. Virginia Woolf’un Bloomsbury günleri değil anlattığım. Kemerburgaz’da Elif Şafak ve Eyüp Can Sağlık çiftinin evi. Konuklar da “en yakın dostları”; Nil Karaibrahimgil, Sertab Erener, Serdar Erener, Sinan Çetin, Rebecca Çetin, Ergun Özen ve Demir Demirkan. Herkes huşu içinde Elif Şafak’ın son romanı &lt;i&gt;İskender&lt;/i&gt;’in orijinalinden (&lt;i&gt;Beyaz Dişler&lt;/i&gt; değil) yani İngilizcesi olan &lt;i&gt;Honour&lt;/i&gt;’dan parçalar okumasını dinliyor. Yarım saat sonra Sinan Çetin alkışlamaya başlıyor; “Muhteşem bir şey bu” diyerek. Onu Serdar Erener izliyor. Nil Karaibrahimgil elindeki kadehi bırakıyor ve “Böyle olmaz hepimiz ayağa kalkacağız beğendiğimiz göstermek için, konserlerde böyle yapılır” diyor.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alemin kültür üreticilerinin hakikatsizliğini anlamak için ufuk açıcı bir sahne bu. Daha güzel alınıp satılmak için en sefilinden başlayarak böyle salonlara girmeye, Proust'un anlattıklarına benzeyen ritüel-yoğun mekanlarda rol kesmeye, ruhunuzu avlamaya ve avlanmaya hazır hale getirmeye ihtiyacınız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Barbaros Altuğ gibiler (Elif Şafak'ın salonundan hafiften dalga geçerek bahsetse de) tam da bu işe yarıyorlar. Kültür üreticisini alışverişe hazır hale getirmek, piyasayı hızlandırmak; daha somut söylersem yazarı-çizeri o salonlara sokmak ve salonun ritüellerini öğretmek bu komisyoncuların işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz okuyucular da kendileri sayesinde bu alemin erotizmine daha çok kapılıyoruz, daha çok "ticari okur" oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken karanfil elden ele.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1562546126110096941?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1562546126110096941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1562546126110096941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1562546126110096941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1562546126110096941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/kultur-satanlar-kultur-alanlar.html' title='Kültür satanlar kültür alanlar.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3320632373661308705</id><published>2011-09-23T13:53:00.001+03:00</published><updated>2011-09-23T13:53:40.328+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>En güzel yatak henüz yatılmamış olandır.</title><content type='html'>Evet en güzel konferans on dakkada bir içinin geçtiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel sinema sana ninni söyleyen, en az yarım saat kestirme imkanı verendir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;En güzel yatağı henüz bulamadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3320632373661308705?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3320632373661308705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3320632373661308705' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3320632373661308705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3320632373661308705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/en-guzel-yatak-henuz-yatlmams-olandr.html' title='En güzel yatak henüz yatılmamış olandır.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2157491368458358274</id><published>2011-09-17T18:12:00.002+03:00</published><updated>2011-09-17T18:12:58.026+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Çünkü genç kızlar hep aşktan konuşur.</title><content type='html'>Çok iş var. Proje Pazartesi'ye yetişmek zorunda. Kafeye geldim çalışıyorum. (Bizim işin en büyük lüksü bu. Kafede çalışabilirsiniz. Hahay.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken yan masaya üç tane genç kız geliyor. Üniversiteye yeni başlamış falan olmalılar. Tam iki saat muazzam bir heyecanla oğlanlardan ve aşklarından ve hayalkırıklıklarından falan söz ediyorlar. Bidi bidi bidi vir vir vir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl da büyük heyecandır bu! Yok hayır ben dinlemiyorum, onlar yüksek sesle konuşuyorlar. Bu coşku başka türlü sesi kaldırmaz zaten. Bir tanesi bir aydır her gece rüyasında erkek arkadaşının kendisini aldattığını gördüğünü, artık yorulduğunu, bittiğini, tükendiğini anlatıyor. Hiç değilse sen uyuyorsun demek istiyorum. Peh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki saat orada neden çakılıp kalıyorum peki? Neden başka sessiz bir yere gitmiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projem benim, canım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2157491368458358274?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2157491368458358274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2157491368458358274' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2157491368458358274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2157491368458358274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/cunku-genc-kzlar-hep-asktan-konusur.html' title='Çünkü genç kızlar hep aşktan konuşur.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7479106046675225568</id><published>2011-09-15T13:54:00.004+03:00</published><updated>2011-09-15T13:54:37.248+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Macbeth uykuyu öldürdü uykusuzluk da beni.</title><content type='html'>Üniversite yurdunda uykusuzluğun şiirine kendimi inandırmıştım. Uyuyamıyordum ama uyuyamamak ortaokul-lise yıllarındaki kadar mutsuzluk vermiyordu. Güdümsüz şekilde oradan oraya sıçrayan bir zihin, en gizli yerlerden sebepsiz fışkıran anılar, o an kendi kendimi takdir ederek pek zekice bulduğum ama&amp;nbsp; sonra saçma olduğunu anlamaktan kaçamadığım karşılaştırmalar, saptamalar, suçlamalar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira derse gitmeyebiliyordum. Uyumamanın cezası buydu. Ama ne ceza! Gerekirse kalırdım, finale de girmezdim, en çok elime güzel bir kitap alıp Boğaz'a bakmaya giderdim. Artizliğin affetme kabiliyeti vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinlik hem insanı bir bir artizliklerinden soyuyor hem de ne olacak canım finale de girmem imkanını elden alıyor. Böylece uykusuzluğun içindeki şiir harap edici bir sinire, sinir harbine dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sinir harbinde finale yaklaşırken şiiri doktorla, ilaçla falan öldürüyorsun. Sonra aferin, ne olgun adam diyorlar. &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7479106046675225568?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7479106046675225568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7479106046675225568' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7479106046675225568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7479106046675225568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/macbeth-uykuyu-oldurdu-uykusuzluk-da.html' title='Macbeth uykuyu öldürdü uykusuzluk da beni.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4976597175904844160</id><published>2011-09-13T18:07:00.002+03:00</published><updated>2011-09-13T18:07:24.580+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Matem zencidir!</title><content type='html'>"Evet, ölüm Hâmid'in nazarında iğrençti; bu yüzden hayatın her ânının tadını çıkara çıkara yaşamak gerekirdi. Hayat kadındı onun için. Karısı Fatma Hanım'ın ölümünden sonra, Hariciye tarafından kendini toplaması için bütün masrafları karşılanarak Paris'e gönderilince orada kendisine hemen bir sevgili bulmuştu. Sami Paşazâde Sezai, bir gün dostlarına, o tarihte başka bir Avrupa şehrinde görev yapmakta olduğunu, Hâmid'in Paris'e geldiğini duyar duymaz acısını paylaşmak için işini gücünü bırakıp Paris'e gittiğini, otelini ararken kendisiyle Şanzelize'de burun buruna geldiğini ve hayretten donakaldığını anlatmıştır. Hiç de karısını yeni kaybetmiş birine benzemeyen Şair-i Âzam her zamanki gibi şıktır ve endamlı bir siyahi dilberi koluna takmış, salına salına gezinmektedir. Bu tuhaf durumu nasıl açıkladığına gelince: Gayet pişkin bir tavırla der ki: 'Sezai, biliyorsun büyük bir teessür içindeyim. Matemde olduğumu herkese göstermek için bu zenci kızı buldum!' "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Beşir Ayvazoğlu'nun pek güzel kitabı &lt;i&gt;1924: Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi&lt;/i&gt;'nden. Kapı Yayınları, 2010)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4976597175904844160?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4976597175904844160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4976597175904844160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4976597175904844160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4976597175904844160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/matem-zencidir.html' title='Matem zencidir!'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2193970703517011562</id><published>2011-09-09T16:31:00.002+03:00</published><updated>2011-09-10T14:06:48.569+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Neden herkes güzel olmaz yaşamak bu kadar güzelken?</title><content type='html'>Bir önceki kısa yazıdan (hayıflanmadan) hemen sonra Varlık'ta Dağlarca'nın o meşhur şiiriyle karşılaşmak pek güzel oldu:&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyle sevda içinde türkümüzü,&lt;br /&gt;Aç bembeyaz bir yelken&lt;br /&gt;Neden herkes güzel olmaz,&lt;br /&gt;Yaşamak bu kadar güzelken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, dallarla, bulutlarla bir,&lt;br /&gt;Hep o mavilikten geçmiştir.&lt;br /&gt;İnsan nasıl ölebilir,&lt;br /&gt;Yaşamak bu kadar güzelken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bunu da okuyalım, insan hali diyip heyhat çekelim. &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/01/dalarcann-halleri.html"&gt;Dağlarca'nın Halleri&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2193970703517011562?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2193970703517011562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2193970703517011562' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2193970703517011562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2193970703517011562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/neden-herkes-guzel-olmaz-yasamak-bu.html' title='Neden herkes güzel olmaz yaşamak bu kadar güzelken?'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2388320570733123340</id><published>2011-09-08T11:40:00.000+03:00</published><updated>2011-09-08T11:40:11.471+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Büyük korkunçları arzulamak niyedir?</title><content type='html'>Son günlerde iki "bully" sürekli televizyonlarda twitterlarda oralarda buralarda arzı endam ediyor, ne kadar ilgilenmiyorum desem de fena halde dikkat celbediyor, nereye baksam her ölümlü onların ne dediğinden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Çakar ile Erol Köse işte, yok twitter'dan bombalamışlar, küfür etmişler, ayar vermişler falan da filan. Arkadaşım kim bunlarla ilgileniyor, kim bunları takip ediyor, kim bu adamların kuvvetine zemin veriyor, neden bu memlekette porselen dükkanına giren öküzler bu kadar ilgi nesnesi oluyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama daha acayibi Perihan Abla-Süper Baba-Leyla ile Mecnun halkı, incelikler ve naiflikler halkı, bu büyük kötülerin, oynak-fıkırdak aynı zamanda acımasız-saldırgan büyük kötülerin arzı endamlarına neden nanik yapamıyor, neden bu kötüyü izleme-arzulama-meşrulaştırma şeysiyle hesaplaşamıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kötüler, büyük korkunçlar, büyük işadamları, büyük paralar. Bu büyük merakı bakalım seni daha ne hallere düşürecek sevgilioğuzatayhalkım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2388320570733123340?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2388320570733123340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2388320570733123340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2388320570733123340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2388320570733123340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/buyuk-korkunclar-arzulamak-niyedir.html' title='Büyük korkunçları arzulamak niyedir?'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6664580295625218167</id><published>2011-09-04T23:43:00.000+03:00</published><updated>2011-09-05T00:40:14.553+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Dedemin buzdolabı.</title><content type='html'>("Dedemin buzdolabı" ibaresi fena halde Orhan Pamuk tınlasa da, öyle derin öyle hüzünlü öyle &lt;i&gt;saudade &lt;/i&gt;haller yok bu dolapta.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedem askerliğini yaparken, memleketlerine hasret okuma yazma bilmez erlere üç kuruşa içli mektuplar yazıp para biriktirmiş. Sonra memlekete dönüp biriktirdiği paralarla minik bir kitapçı açmış. Gel zaman git zaman kitapçıda işler tıkırına girmiş. Sonradan memleketin üniversitesinde profesör olacak zatı muhteremler entelektüel kariyerlerine dedemin kitapçısında çıraklık ederek başlamışlar. Heyhat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedemin tıkır fıkır durumu büyüklerin dikkatinden kaçmayınca anneannem ortaya çıkmış. Plan program yapılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki masaların üzerinden inmeyen neşe küpü genç kız dedemi ilk defa düğünde görmüş. Hem suratsız bir adammış hem de çirkin. Vah kaderim demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama dedem aslında iyi adammış. Kitapçıdan kazandıklarıyla anneanneme o devirde fena halde lüks sayılan kocaman bir buzdolabı almış. Şöyle kolu upuzun, kapısını açması kuyudan su çekiyorsun hissi verenlerden. Anneannem o zaman kaderine vah etmekten caymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört tane çocukları olmuş. Yaramaz mı yaramaz. Ama gün geçtikçe mutluluk büyümüş. Kitaplar gazeteler satılmış, buzdolabı dolmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seneler geçip çocuklar büyüdüğünde dedem Hürriyet gazetesine ilan vermiş. İlanda, "Sayın Arçelik buzdolabı, seni yıllardır kullanıyoruz, dört tane afacan çocuğumuz oldu, bir an durmadılar kapını aşındırıp durdular, habire açıp kapadılar, ama o bir gün bile bana mısın demedin, durup iki dakka dinlenmeye bile niyet etmedin. Sana canı gönülden teşekkür ederiz" mealinde şeyler söylüyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben bu hikâyeyi duyunca içim pır pır etti. Oradaki güzel aileyi bu ilanda gördüm, hem de çok ince gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Ne güzel mutluluğunu salt kendinden bilmeyip eşyaya yayanlara, ne mutlu şükrü-teşekkürü küçük eşyadan, varlığın en ruhsuz hallerinden sakınmayanlara.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6664580295625218167?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6664580295625218167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6664580295625218167' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6664580295625218167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6664580295625218167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/dedemin-buzdolab.html' title='Dedemin buzdolabı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3707665448001011954</id><published>2011-09-01T21:00:00.001+03:00</published><updated>2011-09-01T21:00:03.667+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>El Bello Antonio işlemiyordu...</title><content type='html'>Marcello Mastroianni anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir Perşembe günü Mauro Bolognini'den bir telefon geldi: 'Dinle, şu Fransız oyuncu artık gelmiyor, &lt;i&gt;Il bell'Antonio&lt;/i&gt;'yu sen oynar mısın?' 'Elbette, evet,' diye yanıtladım. 'Romanı biliyorum, senaryoda Pasolini de var, onu da biliyorum.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Şu Fransız oyuncu' Carrier miydi, ya da Sarrier miydi -hatırlamıyorum, Brigitte Bardot'nun kocasıydı [Jacques Charrier]. Belki de iktidarsızlık rolünün gerçek sanılacağından korktu ve rolden vazgeçti. Bazen oyuncular biraz aptal olabiliyorlar. Benim şansıma rolü ben aldım, genç, iktidarsız Sicilyalı, &lt;i&gt;Il bell'Antonio&lt;/i&gt;. Çok güzel bir film olduğuna inanıyorum. Hatta bu filmle ilgili sevimli bir anekdot var, bu da filmin başarısını gösteriyor, bu olağandışı kişiliğin uluslararası popülerliğinin kanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brezilya'da mı yoksa Arjantin'de mi hatırlamıyorum, filmin gösteriminden bir ya da iki yıl sonra, bu ülke, Amerika Birleşik Devletleri'nden kullanılmış bir savaş gemisi alıyor, gemi hiçbir şekilde çalışmıyor: Bunun üzerine çalışmayan savaş gemisine &lt;i&gt;El bello Antonio &lt;/i&gt;adı uygun görülüyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Marcello Mastroianni'nin &lt;i&gt;Hatırlıyorum &lt;/i&gt;adlı kitabından. Çev. Ayça Gülsoy. Can Yayınları, 1999)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3707665448001011954?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3707665448001011954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3707665448001011954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3707665448001011954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3707665448001011954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/09/el-bello-antonio-islemiyordu.html' title='El Bello Antonio işlemiyordu...'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7063221953606372778</id><published>2011-08-30T01:32:00.001+03:00</published><updated>2011-08-30T01:32:01.911+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Not ediyorum. Agos 26 Ağustos.</title><content type='html'>Çıldırmak üzereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi not almak istiyorum ama her şeyi! Önemli bilgileri, tatlı anekdotları, tarihteki önemli günleri, zihin gıdıklayan fikirleri, her bi halta iyi gelen ilaçları, ilginç sokak isimlerini, bir türlü düzgün anlatmayı beceremediğim fıkraları, yıllık büyüme-enflasyon-cari açık rakamlarını, güzel makalelerin pek önemli noktalarını, teorik kitapların anafikirlerini her şeyi ama her şeyi deftere yazmak, bilgisayara geçmek,&amp;nbsp; özel bir sistemle notlamak, önem sırasına koymak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok karışık çok. Ayrı dosyalar, ayrı defterler, hatta yazı stilleri, hatta ayrı bilgisayarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fena yorgunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bu kevgir hafızayla bu kadar inatçı olursa, hiçbir şey hatırlamamaya programlanmış bir beyinle her şeyi hatırlamak için iddialaşırsa sonu fenadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bugün Agos'un son sayısını okudum. Buna göre:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün Divan Oteli, Hyatt Regency, TRT İstanbul Radyosu'nun, Gezi Parkı'nın vs bulunduğu alan 1939'a kadar Surp Agop Ermeni mezarlığı imiş. Uzun bir istimlak sürecinden sonra mezarlıktan herhangi bir iz kalmamış.&lt;br /&gt;* "Mini mini valimiz. Ne olacak halimiz". Fahrettin Kerim Gökay. Süreçte etkili isimlerden, sonradan İstanbul valisi. Yıllar önce bir taksici abi, Gökay'ın kim olduğunu bana sormuş, bilemeyince nasıl okul okudun diye beni makaraya almıştı. (Kesinlikle not almam, sonra notları tekrar etmem gerekiyor)&lt;br /&gt;* Mezarlığa 1919'da 1915'te öldürülen Ermeniler için bir anıt dikildiği iddiası. Kanıtlanmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hınçak Partisi'nden Istepan Sabahgülyan'ın 1908'de ikinci baskısı yapılan Genç Türkiye kitabından: "Yerel gereksinimlere uygun yerel kurumlar [kurulmalı]. Yani farklı bölgelerin tarihi-siyasi öznelliklerini göz önünde bulundurarak ülkeyi bu gibi kurumlarla donatmalı ki bir yandan her bir millet kendi kimliğini koruma hak ve imkanına sahip olsun, öte yandan kendi içinde farklı birimler oluşturan bölgeler bu yerel kurumlar aracılığıyla devletin birleştirici kurumlarına bağlanabilsinler" (O. Kılıçdağı'nın yazısında geçiyor alıntı). Krikor Zohrab'a çok yakın görüşler. Osmanlı'yı özerklik ve anayasal yurttaşlık fikirleriyle ayakta tutmak isteyenler tekrar tekrar okunmalı. Bugün tam zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Warren Buffett: "Kimin mayosuz yüzdüğünü dalgalar geri çekildiğinde görürsünüz". Ekonomist Vefa Tarhan alıntılamış. Tarhan, ABD'nin krizi atlatacağını ama Euro bölgesinin parçalanacağını iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mustafa Basrık hoca. Bursa Orhangazi'de imam. Vaazından "Ne Mehmetler ne Hrantlar ölsün" demiş. Güzel bir abimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Diyarbakır'da restore edilen Surp Giragos Kilisesi 23 Ekim'de açılıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Devlet Doğubeyazıt'ta okullara Ehmedê Xani'nin ismini vermeye başlamış. Allah Allah. Ama Ahmet Hani şeklinde veriyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7063221953606372778?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7063221953606372778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7063221953606372778' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7063221953606372778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7063221953606372778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/08/not-ediyorum-agos-26-agustos.html' title='Not ediyorum. Agos 26 Ağustos.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6994786586356768147</id><published>2011-08-21T17:10:00.000+03:00</published><updated>2011-08-21T17:10:49.364+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Karıdan boşatan Sartre.</title><content type='html'>"Sinaritçi Baki diye ün yapmıştı o yıllar Büyükada'da. [...] Sait Faik'in öykülerinden etkilenmişti sanırım. Yazarlar, çizerlerle görünmesi adı çevresinde bir hale yaratmıştı: Bazı entelektüel hanımlar çok merak ederlerdi. Bahçe içinde, ayakta zor duran bir evi vardı. [...] Jean Paul Sartre, yalnızca genç edebiyatçılar kuşağını değil, Balıkçı Baki'yi de cin çarpmışa döndürmüştü. Karısından boşanmasının baş sorumlusu olarak görüyordu Sartre'ı. Şöyle demişti bir gün: 'Bunaltı, cehennem başkalarıdır falan derken, karıdan boşandık'."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ahmet Oktay'ın &lt;i&gt;Gizli Çekmece &lt;/i&gt;kitabından aktaran Jale Özata Dirlikyapan, &lt;i&gt;Kabuğunu Kıran Hikaye&lt;/i&gt;, s. 45.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6994786586356768147?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6994786586356768147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6994786586356768147' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6994786586356768147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6994786586356768147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/08/kardan-bosatan-sartre.html' title='Karıdan boşatan Sartre.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4045986197804243791</id><published>2011-08-02T17:21:00.000+03:00</published><updated>2011-08-02T17:21:17.224+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Bir benlik ıslah tasarısı.</title><content type='html'>"O halde düzelteyim. Erotik bir alışveriş. Çünkü o zamanki genç ve bencil halimle John gibi temelden eksik birini sevmem, gerçekten sevmem zor olurdu. Yani: İki erkekle erotik bir alışverişin ortasındaydım ve onlardan birine köklü bir yatırım yapmıştım -onunla evlenmiştim, çocuğumun babasıydı, öbürüne de hiçbir yatırımım yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum da, John'a köklü bir yatırım yapmamamın önemli bir sebebi, size söylediğim üzere onun kendini efendi birine, aptal bir hayvana, bir kadına bile zarar veremeyecek türden bir adama çevirme tasarısı olmalı. Şimdi düşünüyorum da ona karşı daha açık olmalıydım. &lt;i&gt;Bir sebepten kendini tutuyorsan, yapma, buna gerek yok! &lt;/i&gt;Ona bunu söyleseydim, o da bunu ciddiye alsa, kendine biraz daha içgüdüsel, zorba, &lt;i&gt;düşüncesiz&lt;/i&gt; olma hakkı tanısaydı, belki o sıralar sahiden iyi gelmeyen ve ileride daha da kötüleşecek olan bir evlilikten beni koparabilirdi. Öyle olsaydı beni veya sonradan meğer ziyan olduğu ortaya çıkan hayatımın en güzel yıllarını kurtarabilirdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Coetzee, &lt;i&gt;Taşra Hayatından Manzaralar &lt;/i&gt;- Yaz Mevsimi'nden. Çev. Suat Ertüzün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4045986197804243791?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4045986197804243791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4045986197804243791' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4045986197804243791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4045986197804243791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/08/bir-benlik-slah-tasars.html' title='Bir benlik ıslah tasarısı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6609445976884878374</id><published>2011-07-31T16:33:00.000+03:00</published><updated>2011-07-31T16:33:27.760+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Ne gördük ki daha?</title><content type='html'>Hep durup düşünüyor. Hep sakin, daha da sakin olmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren Allah'a dua ettiğinde ona beni sükunetle ve kadir bilirlikle donat diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki sürecek merhem bulamıyor, sözden ibaret kalmaya fena bozuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki, verilmesi gereken cevabı biliyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Can sıkılmak içindir. &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6609445976884878374?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6609445976884878374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6609445976884878374' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6609445976884878374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6609445976884878374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/ne-gorduk-ki-daha.html' title='Ne gördük ki daha?'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2846551074881459023</id><published>2011-07-29T13:50:00.001+03:00</published><updated>2011-07-29T13:50:58.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Mutsuzluğu ödüllendiren şehir.</title><content type='html'>"Kurallara uymayanlardan oldu olası hoşlanmamıştır. Kurallar göz ardı edildiğinde hayat mantıklı olmaktan çıkar: İvan Karamazov gibi biletini iade edip emekliye ayrılsa da olur insan. Halbuki Londra sanki kurallara aldırmayan ve bu durum yanlarına kâr kalan insanlarla dolu. Sanki oyunu kurallarıyla oynayacak kadar aptal olan bir o var; o ve trende gördüğü öbür siyah takım elbiseli, gözlüklü, perişan yazıhane çalışanları. O zaman ne yapmalı? İvan'ın izinden mi gitmeli, Miklos'un mu? Ama ona öyle geliyor ki, kimin izinden giderse gitsin, kaybedecek. Çünkü nasıl hazza ve havalı kıyafetlere kabiliyeti yoksa yalancılığa, hileciliğe ve kuralları esnetmeye de kabiliyeti yok. Tek yeteneği mutsuzluk, sıkıcı ve dürüst mutsuzluk. Bu şehir mutsuzluğu ödüllendirmiyorsa burada işi ne?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(J.M. Coetzee, &lt;i&gt;Taşra Hayatından Manzaralar&lt;/i&gt; - Gençlik'ten. Çev. Suat Ertüzün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2846551074881459023?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2846551074881459023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2846551074881459023' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2846551074881459023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2846551074881459023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/mutsuzlugu-odullendiren-sehir.html' title='Mutsuzluğu ödüllendiren şehir.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1148787383244443755</id><published>2011-07-26T17:37:00.001+03:00</published><updated>2011-09-04T13:03:45.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Baba dediğin şiir okumaz.</title><content type='html'>"Babası bir gün Wordsworth'ün kitabıyla odasına geliyor. 'Bunları okumalısın,' deyip kalemle belirlediği şiirleri gösteriyor. Birkaç gün sonra, şiirleri tartışma isteğiyle geri geliyor. 'Yankılı çağlayan bir tutku gibi çarptı beni,' diye alıntılıyor. 'Büyük şiirler değil mi?' Mırıldanarak gözlerini babasınınkinden kaçırıyor, onunla oynamak istemiyor. Babası çok geçmeden vazgeçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyesizliğine üzülmüyor. Şiiri babasının hayatıyla bağdaştıramıyor; numara yaptığından şüpheleniyor. Annesi, kız kardeşlerinin alaycılığından kurtulmak için kitabını alıp tavan arasına sıvıştığını anlatınca ona inanıyor. Ama bugünlerde gazeteden başka bir şey okumayan babasının çocukluğunda şiir okumasını aklı almıyor. Babasının o yaşta yalnızca dalga geçip güldüğünü ve çalıların arkasında sigara içtiğini hayal edebiliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(J.M. Coetzee, &lt;i&gt;Taşra Hayatından Manzaralar&lt;/i&gt;-Çocukluk'tan. Çev. Suat Ertüzün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1148787383244443755?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1148787383244443755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1148787383244443755' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1148787383244443755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1148787383244443755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/baba-dedigin-siir-okumaz.html' title='Baba dediğin şiir okumaz.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3796963664283353515</id><published>2011-07-22T10:00:00.002+03:00</published><updated>2011-07-22T10:25:10.012+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Dostluğun şartı.</title><content type='html'>Ingeborg Bachmann'ı hiç okumayanlar da hep aynı sözü aktarıyor: "Faşizm iki kişi arasında başlar". Bu kolaycı entelektüel heyecana kızmıyorum, ayıp bir şey değil, cümlenin kuvveti etkiliyor insanları, hayata kuvvetle tekabül ediyor, meselelere açıklama getiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kişi arasında başlayan faşizmi tespit etmek, teşhir etmek, üzerine yürümek, iktidarsızlaşmayı göze almak bir hakikat arayışının tezahürleri olsa gerek. Bunlara "küçük burjuva hayatlarımızda" önem de veriyoruz zaten. Etraf kendi hayatında adalet arayan insanlarla dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(küçük burjuva hayatlarımız derken alınan zevkin şeysi nedir acaba? kaynağı? özü?) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunu diyorum ama kendime çok da inanmıyorum. Dolu mu hakikaten etraf? Adalet arıyorum, dudağımın ucunda sigara taşıyorum, buğulu bakıyorum. Hakikatin artizlik nesnesi olmasını seviyorum. Daha çok olan bu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Murat Uyurkulak'ın röportajın birinde dediği gibi "adalet merhametten önemli". Ama daha önemlisi kendi hayatlarında adalet arayan insanların sıfır politikliği. Hadi onu da geçtim çok politik olan insanların kişisel hayattaki hiyerarşi merakına ne demeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peh.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3796963664283353515?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3796963664283353515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3796963664283353515' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3796963664283353515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3796963664283353515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/dostlugun-sart.html' title='Dostluğun şartı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1161571961483015140</id><published>2011-07-20T11:13:00.004+03:00</published><updated>2011-07-26T16:40:56.152+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Her şey başka olurdu.</title><content type='html'>Zohrab'ın II. Meşrutiyet dönemi özellikle Meclis'te yaptığı konuşmalar çok etkileyici. Talat Paşa'nın yakın arkadaşı da olan bu önemli Osmanlı aydını diyalog ve eşit vatandaşlık temelinde muhabbetle kurulacak çoğulcu bir Osmanlı arıyor, kurmak için elini taşın altına koyuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki, Osmanlı'nın birliği nasıl temin edilir? Mecelle'de 'şirket-i ihtiyariye' (isteğe bağlı), 'şirket-i cebriye' şeklinde iki şirketten bahsedilir. Cebri şirket, mesela varislerin bizzat bilmecburiye müşterek olmalarından ibarettir. İhtiyari şirket ise, samimi bir kalple bilerek, isteyerek ciddi bir şirket kurulmasıdır. Hükümetin bize getirdiği nizamnameler, cebri bir şirketi meydana getirmek isteği ile yapılmıştır. Bu doğru değildir ve dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Her yerde, hükümetler hususi emellerden korkmuştur. Ama bu gibi yollara tevessül etmezler. Hükümet, anasır isimleriyle cemiyet teşkil olmasın, daha kaba bir tabirle Ermeni ismini, Arap ismini kullanmasın, Osmanlılık bu suretle daha fazla ilerler diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkça söylenmiyorsa da, anasır-ı muhtelifeyi yekdiğerinden ayıran en mühim temel nedir? Dil, tarih, görenekler ve ahlak meseleleridir. Unsur denilen, ırk denilen şey bu üç esasın teşekkülüyle olur. Hükümet bunları birleştirmek için bunların dillerini, ahlak, görenek ve tabii gelişme seyirlerini birleştirmeye çalışıyor. Fakat bu maddeten mümkün müdür? Hayır! En fakir, en sefil unsurlar, mesela Çingeneler -ki onları tahkir için söylemiyorum, mağdur unsur olmaları itibariyle söylüyorum- her yerde hakir görüldükleri, siyasi mevcudiyetleri olmadığı halde, her yerde oldukları gibi burada da mevcutlar. Demek ki sun'i gayretler boşunadır. Bunun yerine adalet, muhabbet tesis etmeliyiz. Osmanlının birliği bununla teessüs eder, baskılarla olmaz. Her baskı bir tepki meydana getirir. Bu ise ayrımcılıktan başka bir netice vermez. Binaenaleyh, arkadaşlarımdan Osmanlı birliği için her fedakarlığı, her gayreti göstermelerini rica ederim. Maruzatım budur."&lt;br /&gt;(Nesim Ovadya İzrail. &lt;i&gt;Krikor Zohrab. &lt;/i&gt;S. 182)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zohrab'ın sözleri üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti. Hala o "adalet ve muhabbet"ten çok uzağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçiliğin yaptığı kafayı başka hiçbir şey yapmıyor, etkisi de bir türlü geçmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1161571961483015140?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1161571961483015140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1161571961483015140' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1161571961483015140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1161571961483015140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/her-sey-baska-olurdu.html' title='Her şey başka olurdu.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5680371299506503264</id><published>2011-07-14T16:48:00.002+03:00</published><updated>2011-07-14T16:49:12.035+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Ermeniler kalsaydı Türkiye'de sol çok daha kuvvetli olurdu.</title><content type='html'>1908 Devrimi ertesinin Osmanlı mebuslarından büyük entelektüel ve edebiyatçı Krikor Zohrab'ın sözleri, Ermeniler bu topraklarda kalsaydı çok daha hakiki bir sola sahip olacağımızı göstermiyor mu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Meclis'i Mebusan'da söylediğim gibi, size de şunu söylememe izin verin: Ben sosyalistim, inanmış bir sosyalistim. Sosyalist ne hayduttur ne terörist...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim demiş ki Sosyalizm son yıllarda ortaya çıkmış bir akımdır. O, toplumun güç üzerine kurulduğu günden ve hak güce karşı mücadeleye başladığından beri vardır. Şöyle bir bakın, az ya da çok sosyalist olmayan bir devlet var mı? Yalnız Meşrutiyet Türkiyesi, memleketin en büyük gücü olan emekçilerin ve halkın, en haklı taleplerini işçilerin yasal haklarını tanımazlık edebilir mi? Onları savunmak, Asya milletlerinin önde gelen, en ilerici ve aydın milleti olan Ermenilerin ödevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşverenler, sosyalist diye Ermeni işçileri kovarlarsa, karşılarında bizi ve bütün Osmanlı hükümetini bulacaklardır... Türkiye'de bir emek sorunu olmadığını ancak cahiller söyleyebilir. Büyük bir sanayi olmadığı doğrudur, ama tarımda çalışanlar dahil, 2 milyonluk bir işçi sınıfı var. Selanik'teki Yahudilere bakın. Büyük çabalarını görmezden gelmek yerine, bunda ötürü onlara hayranlık duymamız gerekir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nesim Ovadya İzrail'in yakınlarda yayınlanan Krikor Zohrab: Bir Ölüm Yolculuğu adlı biyografisinden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5680371299506503264?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5680371299506503264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5680371299506503264' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5680371299506503264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5680371299506503264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/ermeniler-kalsayd-turkiyede-sol-cok.html' title='Ermeniler kalsaydı Türkiye&apos;de sol çok daha kuvvetli olurdu.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5335329985888940206</id><published>2011-07-07T18:35:00.004+03:00</published><updated>2011-07-07T18:35:25.919+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Alman terbiyesi, taşra sıkıntısı.</title><content type='html'>"Dünyadan gerçekten istediklerinizi elde edemeyecekseniz, kendinize onları istemediğinizi öğretmelisiniz. İstediğinizi alamayacaksanız, kendinize &lt;i&gt;alabileceğiniz &lt;/i&gt;neyse onu istemeyi öğretmelisiniz. Bu, iç derinliklere, bir çeşit içkaleye ruhsal olarak çekilmenin çok sık görülen bir biçimidir --orada dünyanın bütün korkutucu kötülüklerine karşı kendinizi kapılar ardına kilitlemeye çalışırsınız. Ülkemin kralı -hükümdar- benim toprağıma elkoymuştur: öyleyse, ben de kendi toprağımı istemem. Hükümdar bana rütbe vermek istemiyordur: rütbe eften püftendir, önemsizdir. Kral malımı mülkümü elimden almıştır: mal mülk hiçbir şey değildir. Çocuklarım kötü beslenmeden ve hastalıktan ölmüştür. Tanrı sevgisi karşısında, dünyevi bağlılıklar, hatta çocuk sevgisi bile bir hiçtir. Ve daha böyle uzayıp gider. Kendi çevrenize, incinebilecek yüzeyinizi azaltmaya çalışarak sıkı bir duvar örersiniz, olabildiğince az yaralanmak istersiniz. Üstünüze her türlü yaralar yığılmıştır; onun için, kendinizi olabilecek en küçük alana bağlarsınız ki, yeni yaralar için olabilecek en az yeriniz açıkta kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman sofulukçularının içinde bulunduğu ruh hali buydu. Sonuç, yoğun bir iç yaşam, büyük miktarda çok etkili ve çok ilginç, ama son derece kişisel ve şiddetle duygusal edebiyat, zekâdan/zihinden nefret ve elbette, her şeyin başında Fransa'dan, peruklardan, ipek çoraplardan, salonlardan, yiyicilikten, generallerden, imparatorlardan, servetin, kötülüğün ve şeytanın cisimleşmiş hali olan bu dünyanın bütün büyük ve görkemli figürlerinden nefret. Bu, sofu ve aşağılanmış bir halk açısından doğal bir tepkidir ve başka yerlerde de böyle olmuştur. Bu, özellikle Almanların o belirli dönemde yatkın bulundukları gibi, kültür-karştılığının, aydın-karşıtlığının ve yabancı düşmanlığının belirli bir biçimidir. Bu, bazı Alman düşünürlerinin onsekizinci yüzyılda tuttukları ve kutsadıkları, Goethe ile Schiller'in ise bütün ömürleri boyunca savaştıkları taşralılıktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Isiah Berlin'in Romantikliğin Kökleri adlı kitabından (57-58). Çeviren Mete Tuncay)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5335329985888940206?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5335329985888940206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5335329985888940206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5335329985888940206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5335329985888940206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/07/alman-terbiyesi-tasra-sknts.html' title='Alman terbiyesi, taşra sıkıntısı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2286854815309607184</id><published>2011-06-04T15:25:00.004+03:00</published><updated>2011-06-04T15:25:27.909+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><title type='text'>Beş Şehir, kaç rüya, kaç şiir?</title><content type='html'>Onur Ünlü'nin &lt;i&gt;Beş Şehir&lt;/i&gt;'i, yer yer güzel yer yer kopuk yer yer yolunu şaşırmış yer yer şaşırdığı yoldan feraha çıkmış bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani &lt;i&gt;Beş Şehir&lt;/i&gt; o filmlerden ki, beğenip beğenmediğinizi anlatmaya çalıştığınızda metaforlardan kaçamazsınız. Bazen çiğleşir rüya gibiydi dersiniz mesela. Daha da çiğleşir şiir gibiydi de diyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten filmde kahramanlardan biri, "şiir okumadığın belli diyor", kendini anlamadığını düşündüğü güzel kıza. "Ancak şiir okuyanlar anlayabilir bunu". Ben de filmden bir şey anlamadığını, sıkıldığını söyleyen bir başka güzel kıza böyle dedim, "çünkü şiir okumuyorsun".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıptır. Çok fena ayıptır. Arkadaşlara, sevgililere böyle ucuz engeller koymamak gerekir. Filmden anlayan anlatabilmelidir. "Anladım ama söze gelmiyor" hissi doğru olabilir ama kaçak dövüşmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce Kibariye, "mutlu hayat diye bir şey yok zaten, sadece mutlu anlar var" demişti. &lt;i&gt;Beş Şehir&lt;/i&gt;'de de mutlu anlar var, mutluluk yok. Mutluluk bulmaya çalışan, şiir diyip rüya diyip kopuklukları kendince bağlamak, tecrübesini kutsal kılmak derdinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben rüya görmeye değil, uyanmaya meyletmek diyorum, daha hakiki diyorum, uyanmaya meyletmek daha hakiki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2286854815309607184?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2286854815309607184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2286854815309607184' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2286854815309607184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2286854815309607184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/06/bes-sehir-kac-ruya-kac-siir.html' title='Beş Şehir, kaç rüya, kaç şiir?'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1025087853499601250</id><published>2011-05-04T02:20:00.001+03:00</published><updated>2011-05-04T02:20:57.259+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Böyle olmasaydı iyiydi ya, neyse.</title><content type='html'>Büyük bir aldanmaymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademide, insan daha çok düşünecek, daha çok odaklanacak, kimse rahatsız etmeden çıkarsızca aynı şeye bakacak vs değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Deadline deadline &lt;/i&gt;diye diye düzleşen taşlaşan kemikleşen bir şeye dönüşmek varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki o zaman düşünmek nerdedir" sorusunu düşünmek istiyorum, hem de çok istiyorum da, zaman yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarsız-&lt;i&gt;deadline&lt;/i&gt;'sız bir boşluk olmalı, ya rab.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1025087853499601250?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1025087853499601250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1025087853499601250' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1025087853499601250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1025087853499601250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/05/boyle-olmasayd-iyiydi-ya-neyse.html' title='Böyle olmasaydı iyiydi ya, neyse.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4745605577592328289</id><published>2011-02-12T15:50:00.001+02:00</published><updated>2011-02-12T15:50:04.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Çilekeşlik efsanesine yüz vermemek.</title><content type='html'>Chomsky &lt;i&gt;Entelektüellerin Sorumluluğu&lt;/i&gt;'nda "orta yolda bir sürü seçenek" olduğundan bahsediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ve hepimiz belli seçimlerde bulunduk. Hiçbirimiz Tanrı değiliz, en azından ben değilim. Evimi ve arabamı vermedim, bir kulübede yaşamıyorum. Günde 24 saatimi insan ırkı için çalışarak ya da bunun gibi bir şey için geçirmiyorum. [...] Enerji ve etkinliğimin büyük bir bölümünü bilimsel çalışma gibi yalnızca hoşlandığım şeylere harcıyorum. Bunu seviyorum. Zevk için yapıyorum. [...] Çünkü eğer tatminkar bir hayatınız yoksa politik bir aktivist olamazsınız. Gerçekten Tanrı olan insanlar da vardır belki. Ancak varsa bile ben duymadım" (35-36)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar arkadaşlarımı kendilerine inandıkları şeye tamamen bırakmadıkları için suçladığımı hatırlıyorum. İkili hayatı, yani hem düzen içinde yol alıp hem onun karşıtı politik bir konum iddiasında olmayı samimiyetsizlik ve hatta "artizlik" olarak algılayıp bunu suratlarına haykırdığımı biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte epik olmanın, peygamberlik talep etmenin, 1 ya da 0 ahlakının totaliterlik potansiyelini görmek lazım. Diğerlerinin hayatına hiç yüz vermeyen, kendine kapanan, arzulardan soyunan çilekeşin azizlik arayışındaki kibrin farkına varmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakalım adam hem bankada çalışsın hem sol partide politika yapsın. Bıkmadan usanmadan konuşmaya, müzakere etmeye devam edelim. Ara alanlara saygı duymayı öğrenelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir önceki yazıdaki Chomsky alıntısıyla çelişki mi var burada? Sanmıyorum. Ara alan diyorum. Hem kravata teslimiyetin ve hem de epik körlüğün ötesini ve arasını aramalı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Noam Chomsky. &lt;i&gt;Entelektüllerin Sorumluluğu&lt;/i&gt;. Çev. Nuri Ersoy. bgst yayınları)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4745605577592328289?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4745605577592328289/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4745605577592328289' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4745605577592328289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4745605577592328289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/02/cilekeslik-efsanesine-yuz-vermemek.html' title='Çilekeşlik efsanesine yüz vermemek.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6292352458013951150</id><published>2011-02-11T16:16:00.001+02:00</published><updated>2011-02-11T16:16:03.324+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Daha çok akılcılık daha çok özgürlük.</title><content type='html'>Chomsky'nin akılcılığını, düşüncesinin sadeliğini, hep daha çok açıklık peşinde koşmasını çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah bambaşka işler sıkıcı gözleriyle yolumu beklerken, kendisinin Michael Albert'la yaptığı uzun söyleşiye kapılıp gitmem bundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapılıp gitme'lere uyanmanın ahlaki ödev olmaklığına bir kez daha inanmam da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Size bir zamanlar Harvard Hukuk Fakültesi'ne gelen ve bir süre burada kalan bir siyahi hakları savunucusundan duyduğumu bir hikâyeyi anlatayım. Bir keresinde bir konuşma yapmış ve gençlerin uzun saçları, sırt çantaları, toplumsal idealleri, kamu hizmetleri ve adalet alanında çalışarak dünyayı değiştirmek yolundaki fikirleri ile Harvard Hukuk Fakültesi'ne geldiklerini söylemişti. Nisan ayında yaz stajları için Wall Street şirketlerinden personel alım memurları gelirmiş. Rahat bir yaz işi bul ve bir sürü para kazan. Dolayısı ile öğrenci şöyle düşünür: Ne olur ki? Bir günlüğüne traş olurum, bir ceket giyerim, bir de kravat takarım. Bu paraya ihtiyacım var, öyleyse neden almayayım? Bir günlüğüne bir ceket giyerler, bir de kravat takarlar ve yaz işine girerler. Yazın giderler, sonbaharda geldiklerinde ceket ve kravat kalmıştır, itaatkârlık gelişmiş ve ideolojide bir kayma olmuştur."&lt;br /&gt;(Entelektüelin Sorumluluğu. bgst Yayınları, s. 13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle hakkaten, bir kravat takarlar, ne olacak dersin ama kravat kalır boynunda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6292352458013951150?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6292352458013951150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6292352458013951150' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6292352458013951150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6292352458013951150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/02/daha-cok-aklclk-daha-cok-ozgurluk.html' title='Daha çok akılcılık daha çok özgürlük.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6441720295781526775</id><published>2011-01-24T18:18:00.001+02:00</published><updated>2011-01-24T18:18:38.234+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Pısırık cemaat hain imam.</title><content type='html'>Şark Tiyatrosu'nda &lt;i&gt;Pamela &lt;/i&gt;adlı oyunun temsilinde yaşanmış sonra Hayal'e haber olmuş pek gerçek bir vakadır efendim. Hicri 1290 yılında geçer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Galiba oyunun üçüncü faslı icra olunmakta idi, halk ise bundan Akdem [Güllü] Agop Efendinin bir kaç defalar sahneye çıkıp oyun esnasında gürültü etmek, ıslık çalmak, birbiriyle lakırdı etmek tiyatrodan duygusu olanlara yakışmaz diye verdiği nutuklardan mütenebbih olduklarından kemâl-i sükûnetle dinlemekte idiler, lakin sağ taraftaki localardan birinden bir kaç kişinin hızlı hızlı lakırdıları oyuncuların seslerine galebe etmekte olduğundan bunların sukût etmeleri için ahali tarafından birkaç defa "sus!" gibi bir takım işaretler edildi ise de bunlar ve hususiyetle içlerinde en çok gürültü eden sakallı bir adam asla müteessir olmayara yine lakırdılarına devam ederlerdi. Üçüncü faslın hitamına kadar bunların gürültüsü mümtedd oldu, seyircilerin ekserisi oyunu işitemediler, hatta biri de ben idim. Canım sıkıldı oyun esnasında bu kadar bağıra bağıra lakırdı söyleyen adamın kim olduğunu anlamak istedim bir de bakalım ki, Güllü Efendi kendisi imiş. Doğrusu çok teessüf ettim. Çünkü bu zat tiyatroda gürültünün, ıslığın edebe mugayir olduğunu iddia ile halka nutuklar atarken kendisi gürültü ederek (hem de oyun oynanırken gürültü ederek) ahaliyi taciz etmek pek gariptir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Metin And, Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu, 87).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6441720295781526775?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6441720295781526775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6441720295781526775' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6441720295781526775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6441720295781526775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/01/psrk-cemaat-hain-imam.html' title='Pısırık cemaat hain imam.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4859030220551959936</id><published>2011-01-22T14:28:00.002+02:00</published><updated>2011-01-22T14:29:10.500+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Ne ayaklar bunlar.</title><content type='html'>Bugün Taraf'ta pek önemli bir haber var. Küresel Finansal Dürüstlük Örgütü'nün gelişmekte olan ülkerdeki finansal hareketler raporu hakkında. Buna göre Türkiye'den 2000-2008 yılları arasında 77 milyar dolar yasadışı finansal çıkış olmuş. Yıllık 10 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım alınca göbek atan ülkemde birileri bir şekilde bu kocaman paraları başka taraflara transfer etmiş. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii daha acıklı durumda olanlar da var. Ülkemizle beraber yeni ekonominin parlayan yıldızlarından olan Meksika'dan çıkış 416 milyar dolar! Kişi başına gelir Türkiye'yle aşağı yukarı aynı, nüfusu yüzde 50 daha fazla olan bu "Tanrı'ya uzak ABD'ye yakın" kolonyal şiddet deposu ülke malumunuz dünyanın en zengin adamına da evsahipliği yapıyor: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Carlos_Slim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte dünyanın hakikati bu kardeşim. Finansal kapitalizm dünyanın pezevengi, kanunu da o koyuyor, ihlal ederse de o ediyor; bak işte yeri geldiğinde yüz milyar dolarları hoppadanak oradan oraya taşıyabiliyor. Sonra ekonomi analistleri iktisat makineleri en sarışın halleriyle bıdı bıdı yapıyorlar, eylem önce eylemin kitabı sonra geliyor. Hak hukuk falan filan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4859030220551959936?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4859030220551959936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4859030220551959936' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4859030220551959936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4859030220551959936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/01/ne-ayaklar-bunlar.html' title='Ne ayaklar bunlar.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3310894108697218540</id><published>2011-01-15T17:15:00.000+02:00</published><updated>2011-01-15T17:16:31.517+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Tehlikeli Oyunlar ve Erdem Şenocak.</title><content type='html'>Seyyar Sahne'yi çok ama çok takdir ediyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devlet ve Şehir Tiyatroları arasında gidip gelip her seferinde tiyatroya gitmeye yeniden tövbe ederken keşfetmiştim kendilerini. Bu işin zanaatı üzerine düşündükçe, tefekkür ettikçe ve sabırla kabiliyetleri incelttikçe tiyatronun nasıl da tükenmez olduğuna beni inandıran kendileri olmuştu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu, memleketten ayrılmadan önceydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Memlekete dönünce anladım ki, Seyyar Sahne durmamış, zanaatını daha da inceltmiş, derinleştirmiş. Erdem Şenocak'ın tek kişilik Tehlikeli Oyunlar performansını seyretseydiniz siz de benim gibi düşünürdünüz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bıktırıcı "yokluk tespiti"ne bir tekme de Seyyar Sahne'den geliyor o zaman. Tiyatro yok, edebiyat yok, o yok bu yok falan demeyip ısrarcı sanat müteffekkirlerini ısrarla takip etmek için bir kanıt daha. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;www.seyyarsahne.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3310894108697218540?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3310894108697218540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3310894108697218540' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3310894108697218540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3310894108697218540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2011/01/tehlikeli-oyunlar-ve-erdem-senocak.html' title='Tehlikeli Oyunlar ve Erdem Şenocak.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-573085373662091684</id><published>2010-12-09T17:04:00.000+02:00</published><updated>2010-12-09T17:04:08.290+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Amor fati.</title><content type='html'>"Kral Midas bir gün Dionysos'un bilge satirlerinden Silenos'u ormanda yakalar. Evrenin bilgisine sahip olduğunu düşündüğü Silenos'tan paha biçilmez bir bilgi alma peşinde olan Midas, ona insan için en iyi şeyin ne olduğunu sorar. Silenos bir kahkaha patlatır ve ardından şöyle cevap verir: 'İnsan için en iyisi hiç doğmamış olmak. İkinci şey ise hemen ölmek". Bunun üzerine Midas derin bir sessizliğe bürünür. Midas'ın derinlere dalışından yararlanan Silenos onun elinden kurtularak kaçar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;paha biçilmez bilgi&lt;/span&gt;, sessizlik ve kahkaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Alıntı, Oğuz Arıcı'nın "Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği" yazısından. Cogito 54, s.68)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-573085373662091684?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/573085373662091684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=573085373662091684' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/573085373662091684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/573085373662091684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/12/amor-fati.html' title='Amor fati.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3504951985256648286</id><published>2010-12-06T17:26:00.000+02:00</published><updated>2010-12-06T17:26:21.764+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Naipaul'e başlamak.</title><content type='html'>Geçenlerdeki Naipaul tartışmalarının en ilginç yanı aslan misali kendini meydane atan münevverlerimizin hiç Naipaul okumamış zevattan olmasıydı. Gel gör ki kimse dert etmedi bunu. Ortada vurdu kırdı vardı, dine küfür falan derken reyting tavandaydı, cırcırdı fırfırdı vırvırdı, işte bir helecanlı macerayla daha günümüzü gün ettik. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmeden konuşmak mahalle kahvesinde bile ayıpken bu saldım çayıra mevlam kayıra tavrı herhalde memleketin entelektüel aleminin derinliği konusunda da en güzel fikri verdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu leş kavgasının ardından, bari salak tartışmaları izlerken harcadığım zaman bir şeye yarasın diye Naipaul okumaya karar verdim. Dün gece &lt;i&gt;Yarım Hayat &lt;/i&gt;namlı Begüm Kovulmaz çevirisiyle YKY'den çıkmış eseri uykusuz kalıp kıraat ettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Edebiyatın terso'larıyla mücadele etmek zor. Hep konuşulur, alıp &lt;i&gt;Gecenin Sonuna Yolculuk&lt;/i&gt;'u okuyorsun, kitap Yahudi düşmanı, cinsiyetçi, hatta gariban düşmanı; ama öyle dibine kadar anlatıyor ki nefreti, öyle hakiki duruyor ki tüm vahşetin içinde, sarsıyor seni. Sanat dediğin şey biraz da bunun için yok mu, dibe batırsın, gündelik akışı kessin, uçta olana sürüklesin, en sonunda döndürüp okuru kendi zavallı ben'ine onu değiştirsin. Yok eserin amacı bu olmalı demiyorum, estetik tecrübenin güzelliği bu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Naipaul da terso bir yazar. İlk deneyimimden çıkardığım bu. Öfkeyle yazan, patavatsız, gürültücü bir herif. Nefretin edebiyatın yakıtı olduğunu bize hissettiren taifeden. Kahramanı Willie Chandran'ı Hindistan'dan İngiltere'ye, İngiltere'den Afrika'ya sürüklerken bir mide bulantısını da yanında sürükleyip götürüyor. Bulantıyı besleyen ağır tatminsizlik her sayfada asılı duruyor. Willie'nin ailesiyle ilişkisinde, kadınlarında, girdiği her cinsel ilişkide, yarım yamalak arkadaşlıklarında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Kırk bir yaşındayım, senin hayatını yaşamaktan yoruldum artık" diyip 18 yıllık karısına sığındığı Afrika'yı bıraktığında, yani romanın son noktasında da bu tatminsizliğin yarattığı-yaratabileceği tek şey parıldıyor: Kaçma isteği. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaçmaktan başka nihayeti olmayacak, tatminsizliği hiç dinmeyecek, hiçbir şeye tam bağlanamayacak bir niteliksiz adam'ın hikayesi demek ki Willie Chandran'ınki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Naipaul'a devam edeceğim.)&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3504951985256648286?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3504951985256648286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3504951985256648286' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3504951985256648286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3504951985256648286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/12/naipaule-baslamak.html' title='Naipaul&apos;e başlamak.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1510949819098419810</id><published>2010-12-03T16:50:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T16:50:10.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Kötülük diyor Badiou.</title><content type='html'>"Ben sıklıklı bir Hakikatin 'militanı' olmak gerektiğini söylerim. Ne zaman ki egoizm bir Hakikatten feragat etmeye götürür, işte orada Kötülük vardır. O zaman kişi öznelik niteliğini yitirir. Egoist kişisel çıkarlar insanı büyüler, bir hakikatin (ve böylece İyiliğin) bütün gelişimini sekteye uğratabilir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O halde, Kötülüğü kısaca şöyle tanımlayabiliriz: Kötülük bir hakikatin belirli veya bireysel çıkarların baskısıyla kesintiye uğratılmasıdır."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Alan Badiou bir röportajında söylüyor. Cogito'nun Bahar 2008 (Tragedya) sayısı s. 54)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1510949819098419810?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1510949819098419810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1510949819098419810' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1510949819098419810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1510949819098419810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/12/kotuluk-diyor-badiou.html' title='Kötülük diyor Badiou.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5454949430677677072</id><published>2010-12-01T23:12:00.002+02:00</published><updated>2010-12-06T15:00:42.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Çehov'dur kanıtı.</title><content type='html'>"&lt;i&gt;Sempozyum&lt;/i&gt;'un sonunda Sokrat dinleyicilerini komedinin dehasının trajedinin dehasıyla aynı şey olduğunu kabul etmeye zorlar. Fakat uyku bastığından dinleyiciler Sokrat'ın mantık yürütmesini takip edemezler. Birbiri ardına ustanın etrafında uykuya yenik düşerler; sadece Sokrat sabaha kadar uyanık kalır. Aristofanes bile uykusuna hakim olamamıştır, ortada kendisinin nasıl olup da bir trajedi yazarı olabileceğini anlamak fırsatı olsa da! Böylelikle, trajik ve komik dramanın nihai birliğinin sokratik gösterimi sonsuza kadar kaybolmuştur.  &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte, Çehov'un sanatı tam da bu birliğin kanıtıdır."&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(George Steiner, &lt;i&gt;The Death of Tragedy&lt;/i&gt;. 1996 basımı s.302)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5454949430677677072?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5454949430677677072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5454949430677677072' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5454949430677677072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5454949430677677072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/12/cehovdur-kant.html' title='Çehov&apos;dur kanıtı.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6836976347583326860</id><published>2010-11-29T12:14:00.001+02:00</published><updated>2010-11-29T12:24:01.302+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Adalet böyle sağlanır ey Bakkhalar.</title><content type='html'>"Kadınlarımız evlerinden kaçmışlar. Neymiş,&lt;div&gt;Bakkhos şenliklerini kutluyorlarmış!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dionüsos dedikleri benim tanımadığım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeni çıkma bir tanrıya tapınırlarmış dağbaşında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öbek öbek kadınlar ortalarında testiler dolusu şarap.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gizlide kuytuda erkeklerle çiftleşirlermiş!" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Euripides'in Güngör Dilmen tarafından çevrilen &lt;i&gt;Bakkhalar&lt;/i&gt;'ında böyle diyor zavallı Pentheus. Trajik hatanın (hamartia) sınırlarında dolaştığının farkında değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dionüsos'un şarabından içmiş kadınlar dağlara taşlara akın etmişler. Engel tanımaz Bakkha ordusu olmuşlar. Büyük unutkanlığın, saf doğa olmanın sarhoşluğunu yaşıyorlar. İsminin manası keder olan Pentheus bunda bir ahlaksızlık, bir insani zaaf arıyor. Oysa tanrı emrine karşı çıkmak esas zaaf. Dionüsos'un tanrılığını anlamaması tüm lanetin kaynağı. Düzen kesintiye uğradıysa, kadınlar saf doğa olduysa bütün hepsi Pentheus'un şapşal tanrı bilmezliğinden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte geliyor Bakkhalar. Biraz sonra sel olup Thebai şehrine ve Pentheus'a hakikati bildirecekler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Görecektin, kadınlardan biri nasıl besili bir danayı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;böğürte böğürte bacaklarını ayırıp parçaladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayvancığın kaburgaları, toynakları nasıl oraya buraya savruldu,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kanlı et parçaları çam dallarında asılı kaldı"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki Pentheus'un anasını bu Bakkha sürüsünün içine katmak, oğlunu unutturmak, cinayeti onun ellerine işletmek? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Annesi boğazlayacak onu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonda öğrenecek Zeus'un oğlu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dionüsos'un bir tanrı olduğunu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanları çok ama çok seven, ama öylesine de&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ürkünç olabilen bir tanrı."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tanrısal adalet dedikleri bu olmalı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Pentheus başından çelengini takıları attı, annesi onu tanısın diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yanaklarına dokundu: "Ben senin oğlunum anne.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oğlun Pentheus'um, Ekhion'un evinde doğurduğun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana acı anne, benim günahlarım yüzünden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sen öldürme çocuğunu."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii acımayacak anası Pentheus'a. Koparacak başını, aslan avladı sanıp neşeyle dolanacak elinde oğlunun kanlı başı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sarhoşluğu geçip neler olduğunu anladığında adalet ve düzen tesis edilmiş olacak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Euripides. &lt;i&gt;Bakkhalar&lt;/i&gt;. Eski Yunancadan çev. Güngör Dilmen. Mitos Boyut, 2001) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6836976347583326860?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6836976347583326860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6836976347583326860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6836976347583326860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6836976347583326860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/11/adalet-boyle-saglanr-ey-bakkhalar.html' title='Adalet böyle sağlanır ey Bakkhalar.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2643250429541460564</id><published>2010-11-01T11:25:00.000+02:00</published><updated>2010-11-01T11:25:17.880+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Makinenin kalbi.</title><content type='html'>Tzu-Gung, Han ırmağının kuzey bölgelerinde yolculuk ederken, bostanında çalışmakta olan yaşlı bir adam gördü. Yaşlı adam bir sulama kanalı kazmıştı. Önce kuyuya iniyor, bir kova su alıp kanala su döküyordu. Çok büyük bir çaba göstermesine karşılık, aldığı sonuçlar son derece yetersiz görünüyordu.&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tzu-Gung dedi ki: "Günde yüz kanalı sulayabilmenin, bunun için de pek az çaba harcamanın bir yolu var. Bunu dinlemek ister misin?" Bostancı doğruldu, ona baktı ve sordu: "Neymiş o peki?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tzu Gung yanıt verdi: "Arkası ağır, önü hafif olan tahta bir kaldıraç yap. Böylece suyu o kadar hızlı çekersin ki, neredeyse kendiliğinden fışkırır. Buna çekmeli kuyu denir."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunun üzerine yaşlı adamın yüzünde öfke belirdi ve şöyle dedi: "Hocam bana derdi ki, makine kullanan kişi işini makine gibi yapar. İşini makine gibi yapan kişinin, yüreği de makineye benzer, ve göğsünde  bir makine yüreği taşıyan kişi yalınlığını yitirir. Yalınlığını yitiren kişi ise ruhunun çabalamalarından emin olamaz. Ruhun çabalamalarından emin olmamak ise samimiyetle bağdaşmaz. Söylediğin gibi şeyleri bilmez değilim ama onlar kullanmaktan utanç duyarım."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Heisenberg'in &lt;i&gt;Fizikçinin Doğa Kavrayışı&lt;/i&gt;'ndan çeviren Gül Çağalı Güven)&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2643250429541460564?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2643250429541460564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2643250429541460564' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2643250429541460564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2643250429541460564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/11/makinenin-kalbi.html' title='Makinenin kalbi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3930521749839115707</id><published>2010-08-24T02:11:00.000+03:00</published><updated>2010-08-24T02:16:02.284+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Beyaz Türklerin korkuları 2 - Müjdat Gezen</title><content type='html'>Bu akşam Cüneyt Özdemir'in programı korkunçtu. Sanatçılar referandumu tartıştılar! Allah beterinden saklasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez Ama Evet'çileri temsilen sahne almış Zeynep Tanbay berbattı, iki lafı bir araya getiremedi, söylediklerini savunamadı ve  Mustafa Altıoklar'la Müjdat Gezen'in yüzeysel-vahşi bindirmelerine cevap veremedi. O kadar böndü ki, annem bile program sonrası ülkeyi referandum sonrası karanlıklar basacağına inanıp, "yok canım baksana, kesin hayır vermeli" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat geceyi korkunç kılan bu bönlük değil, Müjdat Gezen'in algı dünyasının karanlığıydı. Beyefendi memleketinin halinin korkunç olduğuna bayağı bayağı iman etmişti. Birkaç kere üstüne basa basa yineledi: "Şimdi 12 Eylül'ün iki katı faşizm var". İçim daraldı. Herif samimiyetle ciddi bir faşizm içinde yaşadığımıza inanıyordu. O kadar inanıyordu ki, neredeyse ben bile bir an inanacak gibi oldum. (Annemin durumu malum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalktım, çıktım, bir saat kadar yürüdüm. Sakinleşip Müjdat Bey'in bu bulaşması pek kolay ruh hali üzerine düşünmek istedim. Garipti, beyfendi ulusal bir kanalın en çok izlenen saatinde iktidar hakkında aklına gelen her şeyi yarı da hakaretamiz biçimde söylüyor, bağırıyor, yeri gelince dalgasını geçiyor ama aynı anda memlekette faşizm olduğunu iddia ediyordu. Hem de 12 Eylül'ün en az iki katı sertlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki acaba Müjdat Bey'in hissetttiği faşizmin kaynakları nelerdi? Yani baskıyı nerelerde hissediyordu? Yapmak istemediği oyunları filmleri yaptırmamışlar mıydı, yazmak istediklerini yazdırmamışlar mıydı, sansürlenmiş miydi, önceden sahip olduğu haklar elinden mi alınmıştı, nerdeydi bu faşizm, hayatının neresindeydi? Acaba sorsak ne derdi? Neydi faşizm tecrübesi kendisinin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Ergenekon sürecindeki tutuklamalar. İlhan Selçuk'un apar topar evinden alınması, Türkan Saylan'a yöneltilen suçlamalar, Balbay'la Doğan'ın hâlâ içeride olması. Başka? Dinlemeler ve devletteki cemaat örgütlenmesi yönündeki dedikodular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Müjdat Bey, bunların neresindeydi? Tam karşısında. Tıpkı benim gibi. Televizyondan seyretmiş, gazeteden okumuştu. Ne kimse oyununu yasaklamıştı, ne birileri muhteşem eleştirel yapıtlarına kış demişti. Ama karanlık güçler geliyordu işte. Hayat çok korkunçtu. Son mevziler de düşmek üzereydi. Cumhuriyet tarihinin en faşist günleriydi bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pis bir tedirginlikti bu. Sadece kendi götünü düşünen bir tedirginlikti.  Hem bencildi hem kördü. Midem bulandı. daha dün, sanki bu ülkede görmediğimiz rezillik kalmamış gibi; faili meçhuller-gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar, siyasi cinayetler, susurluk, çeteler, postmodern darbeler, cezaevi baskınları, andıçlar-fişlemeler, velhasıl ayrımcılığın en kral örnekleri bu ülkede 1980'den 2000'e yaşanmamış gibi şimdi 12 Eylül'ün iki katı faşist bir dönemde yaşadığımıza inanacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ya, ele geçirilecek diye tir tir titrenen yargı tüm faili meçhulleri aydınlatmış, köyleri yakanları dava etmiş, çeteleri çökertmiş, her tür ayrımcılığın üzerine gitmiş, saçma sapan uydurma sebeplerden parti kapatmamış, her zaman bireysel hakları gözetmiş falan bir yargıydı. Şimdi gelip faşistler bu cennet yargıyı ele geçireceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha yürüdüm, mide bulantım geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha dün karar vermiştim, oylamaya gitmeyecektim ama sağolsun Müjdat Bey çok yardımcı oldu, kalktım biletimi değiştirdim, bir gün erkene aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelsin bakalım memlekete faşizm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3930521749839115707?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3930521749839115707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3930521749839115707' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3930521749839115707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3930521749839115707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/08/beyaz-turklerin-korkular-2-mujdat-gezen.html' title='Beyaz Türklerin korkuları 2 - Müjdat Gezen'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8931679796551468702</id><published>2010-08-21T21:38:00.001+03:00</published><updated>2010-08-21T21:39:13.965+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Beyaz Türklerin korkuları ve Ergün Poyraz vakası.</title><content type='html'>Bir haftadır Ankara'da kitapçıları geziyorum. Satış listelerinin bir numarasında, en çok satan raflarının en önünde hep o kitap var: Ergün Poyraz'ın başbakan hakkında yazdığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Takunyalı Führer&lt;/span&gt;... Daha çıkalı doğru düzgün zaman geçmeden üçüncü 30.000'lik baskıyı yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı biraz karıştırınca korkunç bir saçmalıkla karşı karşıya olduğunuzu kolayca anlıyorsunuz. Bir bok atma kitabı Poyraz'ınki. Erdoğan'ın ne kadar korkunç bir canavar olduğunu anlatmak için aklına geleni, ordan burdan duyduğunu, muhtemelen uydurduğunu, velhasıl bulabildiği her şeyi sıkıştırmış kitabın içine. Keşke en çok dikkat çeken yanı bu toplama hali olsaydı kitabın, ama değil, Poyraz'ın her satıra sinmiş ırkçılığı çok daha fazla mide bulandırıyor. Yazarımız, Erdoğan'ın Türk olmadığını göstermek için kırk bin takla atıyor, tüm belaları buraya bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Elbette bu tavır içinde bir yazarın Erdoğan'ı tarihin emsal ırkçısı Hitler'le özdeşleştirmesi de kör göze parmak bir ironi olarak ortalıkta salınıyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Küçük'le tavana vuran bu vatansever soy-avcılığı bayağı bayağı meslek haline gelmiş. Ankara kitapçılarının çok satan listeleri bunun kanıtı. Yine Poyraz'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Takunyalı Führer&lt;/span&gt;'den önce Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan hakkında yazdığı Musa'nın Çocukları serisi var mesela. Ve bunlara eşlik eden ırkçılıkla komplo teorilerini iç içe ören bir yığın başka kitap. Bunlar çok çok çok satıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin okur yazar orta sınıfının politik bilgisini bu sapık literatürden devşirdiğini gösteren söz konusu bolluk fena halde içimi karartıyor. Demek ki Türkiye'de olan her şeyi, birilerinin gizlice Rum ya da Ermeni olduğuna ya da başka devletlerin sinsi oyunlarına bağlayan bir OKUR-YAZAR orta sınıf var.  Beyaz Türkler temelleri sarsılan algı dünyalarında açılan yaralara ırkçı hezeyanlardan merhem yaratmaya çalışıyor. Sonra Ergün Poyraz gibiler gazeteci-yazar-düşünür sınıfından söz sahibi karakter hale geliyor, birilerinin fikir alemine yön verecek kuvvete erişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, bu damar içi gören DNA avcısı ırk-ölçerlerin şerrinden korkmak için daha başka sebepler de var. Tayyip Bey'in "boya değil soya bak"ından daha dün Cemil Çiçek'in yaptığı "sünnetsiz teröristler" açıklamasına düz ırkçılık her yerde; boğazımıza kadar içindeyiz bu bokun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gelsin Asiye nasıl kurtulur umutsuzluğu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8931679796551468702?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8931679796551468702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8931679796551468702' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8931679796551468702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8931679796551468702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/08/beyaz-turklerin-korkular-ve-ergun.html' title='Beyaz Türklerin korkuları ve Ergün Poyraz vakası.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2083095544887131795</id><published>2010-07-24T22:23:00.003+03:00</published><updated>2010-07-24T22:44:48.266+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Çok sevdiğim Vilyım.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/TEs9YKasIHI/AAAAAAAAABQ/3rcextnqGOY/s1600/4-tebibitliswilliamsaroyanihed.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 322px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/TEs9YKasIHI/AAAAAAAAABQ/3rcextnqGOY/s400/4-tebibitliswilliamsaroyanihed.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497555255458275442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim Vilyım Saroyan, ki Bitlislidir aslen kendisi, romantik biri. İnce, tatlı, muhabbeti güzel, gönlü hoş biri. Kardeş gibi benzediği Hulusi Kentmen'den sadece üç yıl büyük olmasına şaşmaya gerek yok demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman, hayat soğumuş mercimek çorbasına benzediğinde kendisinin İnsanlık Komedya'sından parçalar okur, ışıltısız gözlerime ışık, çekilmiş damarlarıma kan ararım. Çünkü Saroyan kendi çocukluğuna bakıp öyle bir cennet hissiyatı yaratmıştır ki, cennetin içine batıp &lt;span style="font-style: italic;"&gt;her şey yerli yerinde&lt;/span&gt; dersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cennet mutluluk demek değildir evet, her şeyin yerli yerinde olmasıdır olsa olsa. Ölümün, kederin, açlığın hatta savaşın yerli yerinde olması. Her şeyin anlaşılır, kabul edilebilir, anlamlı olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baron Vilyım'ın komedyası böyle olmaklığıyla bizi Fresno'daki fakir çocukluğundan bozma bir cennete götürür, yaşamın güzelliğine insanın inceliğine iman ettirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi çıkar gelirse hep beraber Bitlis'e gideriz, her şeyi yerli yerine koyarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="file:///C:/DOCUME%7E1/sebla/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot.png" alt="" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2083095544887131795?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2083095544887131795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2083095544887131795' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2083095544887131795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2083095544887131795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/cok-sevdigim-vilym.html' title='Çok sevdiğim Vilyım.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/TEs9YKasIHI/AAAAAAAAABQ/3rcextnqGOY/s72-c/4-tebibitliswilliamsaroyanihed.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5728779941847039649</id><published>2010-07-17T02:21:00.000+03:00</published><updated>2010-07-17T02:22:05.768+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>At.</title><content type='html'>At'ın acı çekmesinde sihirli bir şey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raskolnikov'un rüyasındaki at, Niçe'nin delirdiği o anın kahramanı olan at mı? Neden yüreği karanlığa değmiş adamların tükendiği yer at'ın acı çekmesiyle eşleniyor? Andrey Rublev'de koca yangının değil de, koca yangının içinde kalmış atın can acıtması neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de dünyada attan daha soylusunu bulmak mümkün olmadığından. Güçlü, kuvvetli, heybetli, hızlı vs olan değil sadece; mahzun, ince, müşfik gözleriyle kuvvettinde kibirden eser olmayan da o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At yani, güzellik fikrinin ta kendisi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5728779941847039649?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5728779941847039649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5728779941847039649' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5728779941847039649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5728779941847039649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/at.html' title='At.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4983982842273265803</id><published>2010-07-14T21:00:00.001+03:00</published><updated>2010-07-14T21:03:07.303+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Çocuk gitti.</title><content type='html'>"Gitti. Getir götür işlerine bakan çocuk bugün gitti, dediklerine göre köyüne dönmüş, bir daha da gelmeyecekmiş - içinde yaşadığım insani mekânın, dolayısıyla benim ve dünyamın ayrılmaz bir parçası olarak görürdüm onu. Bugün gitti. Koridorda rastlaştık, böylece beklenen sürpriz vedalaşma gerçekleşti, ona sarıldım, o da çekinerek karşılık verdi bana, olanca yabaniliğimi kuşanıp ağlamamayı başardım, oysa yanan gözlerim yüreğimde, benden bağımsız olarak can atıyordu yaşlar akıtmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olduğumuz her şey, ortak bir hayat sürmenin ya da sadece kendi bakışımızın oyunuyla, biraz biz olur, çünkü bize aittir. Bugün Galiçya'nın bir köyüne giden, adını bile bilmediğim o kimse, benim için sadece bir ayakçıydı: Gözle görülebilir, insani bir varlık olarak, hayatımın özünün hayati bir parçasıydı. Şimdi azaldım ben. Artık tam olarak eskisi gibi değilim: Çocuk gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız yerde ne yaşanıyorsa, aslında bizde yaşanır. Gördüklerimiz arasında sona eren şeyler, bizde sona erer. Varolmuş olan insanlar -varoldukları sırada görmüşsek- yok olduklarında bizden koparılmıştır. Çocuk gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O büyük masaya kurulmuş, dün başladığım yazılara devam ederken şimdi daha ağır, daha yaşlı, daha kuşkuluyum. Çalışmaya hevesim yok, ama kıpırtısızlığımı harekete geçirip kendi kendimin kölesi olabilirsem çalışabilirim. Çocuk gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yarın, belki daha sonra, ölümü ya da gidişi haber veren sessiz çan benim için çalacak, büroda olmayan kişi, merdiven altındaki dolapta eski bir kayıt olma sırası bana gelecek. Evet yarın ya da Kader benliğimde benmiş gibi davranın hesabını kapatmaya karar verdiğinde. Doğduğum memlekete döner miyim acaba? Bilemiyorum. Bugün gidenin yokluğu yüzünden trajedi iyice somutlaşıyor, sırf hissedilmeyi hiç hak etmediği için öyle hissediliyor. Tanrım, Tanrım, çocuk gitti."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Fernando Pessoa. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Huzursuzluğun Kitabı&lt;/span&gt;'ndan. Çev. Saadet Özen)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Pessoa hakkında önceden de yazdım. &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/04/ask-pessoa.html"&gt;Şurada.&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4983982842273265803?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4983982842273265803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4983982842273265803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4983982842273265803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4983982842273265803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/cocuk-gitti.html' title='Çocuk gitti.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2354417215383665430</id><published>2010-07-13T19:38:00.001+03:00</published><updated>2010-07-13T20:16:21.784+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Yeni mücadele dönemi.</title><content type='html'>&lt;div&gt;Dün televizyonda THY genel müdürü Temel Kotil'i izledim. Büyülü bir röportajdı. Memleketçe yepyeni bir evreye geçtiğimize iyice inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kotil, AKP ile gelen yeni kamu yöneticilerinden biri. Esasında akademisyen. Amerika'nın en iyi okullarından Michigan Üniversitesi'nde doktora yapmış, sonra memlekete dönüp hoca olmuş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kendisi THY'nin başına geçtiğinden beri sıkça gündeme geldi. Apronda deve kesilmesi komedisine ve Hac'dan dönerken havaalanında terlikli fotoğraflarının çekilmesine basın büyük ve çirkin bir ilgi gösterdi. Kotil yerden yere vuruldu, THY'nin durumu AKP kadrolaşmasının korkunç komedilerinden biri olarak sunuldu. Fakat THY o kadar hızlı bir şekilde büyüdü, hem iç pazar hem dış pazarda öyle başarılı oldu ki olumsuz eleştiriler ister istemez hız kesti. Bugün şirket Türkiye'de en akılcı yönetilen, en verimli kamu kurumlarından biri gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama değineceğim mesele bu değil, zaten bu mesele pek önemli de değil. Artık kimsenin, şirket verimliliğinin ayaktaki terlikle ilişkisi olmadığını anlamamakta ısrar edip işi angut-show'a dönüştüreceğini sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Röportajda beni benden alan, kelimenin tam anlamıyla büyüleyen şey Kotil'in retorigi ve daha da çok bu retorigin şehvetiydi. Yaptıkları işleri anlatırken, işlerin sonunda nasıl "çok güzel paralar" kazandıklarını kıkırdayarak anlatıyor, üç cümleden birinde sanki kutsal bir makamdan söz edercesine "biz yöneticiler" diyor, büyüme rakamlarından, katlanan cirodan gözleri parım parım parlayarak bahsediyor, kısacası devrin iktisadi kâr-kazanç dilinin şahane bir resitalini veriyordu. Şirketi benliğiyle özdeşleştirmiş bir başarı canavarıyla, bir neo-liberal Faust'la diz dizeydik ve üniversitede yurttan hatırladığım nurcu abileri hatırlatan ince bıyığı bu retoriğin içinde kaybolup gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Röportaj sırasında, AKP'nin 2002'de iktidara gelmesinden hemen sonra Ali Babacan'la yapılan bir TV programını hatırladım. Uzun bir ekonomi sohbetinden sonra, sunucu bıyıkları yenı terlemiş bir ergeni hatırlatan güler yüzlü bakana, biraz da özel hayatından bahsetmek istediğini söylemiş, "peki mesela haftasonlarında tatillerde naparsınız?" diye abuk bir soru sormuştu. Babacan, "işte biz de herkes napıyorsa onları yapıyoruz" dedikten sonra sunucu ısrar etmiş, Babacan da yaptığı olağan aktiviteler olarak şunları saymıştı: "golf oynarım, suşi severim".&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Retorik tabii ki içerikten bağımsız değildir ve halkımızın bir kısmının sandığının aksine (eğer varsa) takiyye icra edilirken icra eden özneyi de dönüştürür. Çünkü söz, gerçek olan her neyse ondan cııırt diye çekip ayırabıleceğiniz bir değersiz gayrılık değildir. Söz arzunun, şeytanînin, yeraltına itilmişin gücünü taşır ve kendisine hâkim olduğunu sanan insanoğlunu hiç fark ettirmeden başka bir şeye çevirir.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Babacan'dan Kotil'e, Kotil'den sahil şeridindeki beş yıldızlı türban otellerine, otellerden taşrada yeni kurulan ve neoliberal reklam teknikleri ile zenginleşme-gelişme retoriğinde kaybolmuş nurcu üniversitelere, üniversitelerden Tüsiad-Müsiad barışmasına upuzun bir çizgi çekilebilir. Yeni Türkiye Müslümanlığı da büyük ölçüde bu çizgiyle anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Açık ki hayat değişmekte, ülkemiz her açıdan liberalleşmekte, kapitalizmin yeni araçları dinselliğin her türünü ehlileştirmekte (Kemalist ulusçu dinsellik de dahil buna) ve neticede ülke yeni bir arzu ekonomisinde uzlaşmaya gitmekte... Söz etmeye bile gerek yok, uzlaşmanın diğer yüzünde taşeronlaşmak, gelir çizgisinin asgari ücrete çekilmesi, çalışan altsınıfların ve yeni yoksulların safları sıklaştırması var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Görünen o ki Türkiye bir yandan uzlaşırken bir yandan çatır çatır ayrışıyor, yepyeni bir mücadele dönemine giriyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2354417215383665430?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2354417215383665430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2354417215383665430' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2354417215383665430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2354417215383665430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/yeni-mucadele-donemi.html' title='Yeni mücadele dönemi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7299450828843982171</id><published>2010-07-12T16:37:00.000+03:00</published><updated>2010-07-12T16:39:21.743+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Gencölmek.</title><content type='html'>Ay mıdır kar mıdır pencerede&lt;br /&gt;Boğulmuş çocukları martılara taşıyan&lt;br /&gt;Kara köpek karşı kıyıda uluyor&lt;br /&gt;Bence o çocuk öyle gülmemeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan toprağı kalbimde ağrıyor&lt;br /&gt;Bence o çocuk öyle gülmemeli&lt;br /&gt;Şimdi bir kadın çay demlese&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçedeki korkuluk nar ağacıdır&lt;br /&gt;Erken ölmüş, iyi giydirilmiş&lt;br /&gt;Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde&lt;br /&gt;Büyük ateşler, kuytu köyler gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınlarına vişne çiçekleri yağan&lt;br /&gt;O kızlar, delikanlılar ve lohusalar&lt;br /&gt;Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan&lt;br /&gt;Kestane mangalları, masallar, talikalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm alışsın artık bize&lt;br /&gt;Bir dans bahçemize gelsin&lt;br /&gt;Gelsin otursun ılık minderimize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence o çocuk öyle gülmemeli&lt;br /&gt;Ay kar gibidir pencerede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergin Günçe&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7299450828843982171?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7299450828843982171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7299450828843982171' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7299450828843982171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7299450828843982171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/gencolmek.html' title='Gencölmek.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2975644212261935297</id><published>2010-07-06T18:18:00.002+03:00</published><updated>2010-07-06T18:21:33.587+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Oktay.</title><content type='html'>Oktay'ı bana unutturmayanlar 3'tür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Red Kit'inkine benzeyen kocaman ve kemersiz burnu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Hepimiz daha el kadar çocukken hiç durmadan Dostoyevski okuyuşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Sınır tanımayan çay aşkına su bardakları bile yetişemediği için çayı kavanoza doldurup içmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunların hepsinden fazla olandır Oktay. Kötü hafızada silinmez bir yeri olması da bu fazla olmasındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaman olmuş, liseye varmışızdır. Can sıkıntısıyla şehrin ana caddesinde volta atılan günlerden birinde Oktay'a rastlanır. Yüzü yara bere içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bu hal abi?&lt;br /&gt;Yaa bir şey yok.&lt;br /&gt;Nasıl yok ya?&lt;br /&gt;Ama sorma işte.&lt;br /&gt;Kavga mı ettin?&lt;br /&gt;Ya yok mahallenin piçleri her mahalleye girişte üzerime saldırıyor, artık Allah ne verdiyse...&lt;br /&gt;Niye be?&lt;br /&gt;Yok sebebi, tipimi beğenmiyorlarmış.&lt;br /&gt;Allah Allah.&lt;br /&gt;Vallahi yok sebebi. Tipim komikmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oktay'ı tanırsanız inanırsınız. Öküz İngilizce hocamızın kızdığında ilk tokatladığıdır Oktay. Niye mi? Çünkü hem sınıfın hem en miniği hem en Red Kit burunlusudur. Anasıyla ve küçük kardeşiyle yaşar. Garibanlık hikâyeleri arkadaş arasında fısıldanır. Kış günlerinin yarısında sınıfa ceketini unutarak gelir. Olur olmaz yerde gülümser. Kızmaz, saldırmaz, hırs yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Oktay her daim ince her daim sessizdir. Büyük ezikliğin bitimsiz gülümsemesidir o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oktay'ı düşününce "ezik" sözcüğünü bu kadar patavatsızca kullanan güruhtan nefret ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezik sizi siksin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2975644212261935297?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2975644212261935297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2975644212261935297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2975644212261935297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2975644212261935297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/07/oktay.html' title='Oktay.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8131226452312650992</id><published>2010-06-27T11:00:00.002+03:00</published><updated>2010-06-27T11:00:01.045+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Eslen, Pamukoğlu derken memlekete dönmek budur.</title><content type='html'>Akşam emekli asker Nejat Eslen'i, twitter güzeli Ahmet Hakan'ın programında seyrettim. Gayri nizami harp tekniklerini emekliliğe taşımış olan paşa, karşısındakinin psikolojisini bozmak için her taktiği uyguladı. Pis sırıtmalar, ani ses yükseltmeler, karşısındakinin sinirini bozunca "sakin olmayı öğrenmelisiniz"ler falan filan derken yine dönüp dolanıp aynı söz bulutuna vardık: Kürt sorunun ekonomik olduğu, terör bitmeden hiçbir halt olmayacağı, askerlerin Kürtleri pek çok sevdiği, dağa çıkan Kürtlerin kandırılmış beyni yıkanmış çocuklar olduğu, paşanın evine gündeliğe gelen Kürt kadının bile PKK'nın bitirilmesini paşadan talep ettiği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programdan sonra ekşi sözlüğe baktım kimdir bu adam diye. Çok bir şey yoktu, ama başka bir kahraman sözlük semalarından yükselmişti: Osman Pamukoğlu. Entari'ci arkadaşların ciddi bir kısmı, siyasete soyunan paşanın son günlerdeki televizyon performanslarından etkilenmişti. "Oylar Pamukoğlu'na" idi. Terörü bir tek o bitirebilirdi. Ne yanlış ne hayal ne şaka; sözlüğün havalı okumuş çocukları çözümü bulmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece memlekete dönüşün ilk günü gerçekten memlekete döndüğümü, bu dönüşün pek hakiki olduğunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çimdiğe falan gerek yoktu, paşalar yeter de artardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8131226452312650992?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8131226452312650992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8131226452312650992' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8131226452312650992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8131226452312650992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/06/eslen-pamukoglu-derken-memlekete-donmek.html' title='Eslen, Pamukoğlu derken memlekete dönmek budur.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3697130232223796125</id><published>2010-05-18T19:02:00.003+03:00</published><updated>2010-05-18T19:35:40.342+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Paris değişir, değişmez bendeki acılar.</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;Ve dalgın Carrousel semtinden geçerken,&lt;br /&gt;Baktım, eski Paris yok (yazık! Bir kentin şekli&lt;br /&gt;Daha çabuk değişiyor ölümün kalbinden);&lt;br /&gt;Canlanıyor zihnimde eski kent: barakalar,&lt;br /&gt;Sirkler, sirk çadırları, ağaçlar ve bataklıklar&lt;br /&gt;Sularıyla yeşermiş o küme küme otlar,&lt;br /&gt;Eski eşyalar, bitpazarı karmakarışık...&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;Paris değişir! değişmez bendeki acılar,&lt;br /&gt;Ve her şey, her zaman o eski haliyle kalır:&lt;br /&gt;Yeni saraylar, eski mahalleler, yapılar...&lt;br /&gt;Sevgili anılarım kayalardan da ağır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Baudelaire, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kötülük Çiçekleri&lt;/span&gt;'nden. Çev. Erdoğan Alkan)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3697130232223796125?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3697130232223796125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3697130232223796125' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3697130232223796125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3697130232223796125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/paris-degisir-degismez-bendeki-aclar.html' title='Paris değişir, değişmez bendeki acılar.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-889829744863104865</id><published>2010-05-16T09:32:00.003+03:00</published><updated>2010-05-16T19:27:48.907+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Tanzimatçı tipi.</title><content type='html'>Neden soluk benizli, neden eğilerek yürüyor, neden sakalı seyrek? Neden zayıf, kuvvetsiz bir adamdır demiyor da dolaylı olarak fiziksel görüntüye serpiştiriyor söylemek istediğini? Hele kumrallığa, gözlere kadar sinmiş kumrallığa ne demeli? Buralı değil, yerli değil diye düşünmemizi istiyorsa niye açıkça söylemiyor da renkten çıkarmamızı istiyor bunu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mehmed beyin ismi, eşkâli başta yazılı idi. Nahif, soluk benizli, az ve seyrek sakallı, önüne mâil yürür, gözleri ve saçı ile sakalı kumral. Ekseriya setre giyer. Ağır ağır yürür. Takriben yirmi beş yaşlarında. Beyoğlunda dört-yol ağzında kitapçı dükkânınan sık sık girip çıkar. Daima elinde bir Fransızca kitap bulunur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiplerle algılamak pek anlaşılır kılıyor dünyayı. O tipi her şeyiyle, özellikle de fiziksel özellikleriyle yekpare düşünmek ise ayrıca şahane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Pasajı, Cevdet Perin, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tanzimat Edebiyatında Fransız Tesiri &lt;/span&gt;kitabında Ebüzziya Tevfik'in bir yazısından alıntılamış.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-889829744863104865?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/889829744863104865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=889829744863104865' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/889829744863104865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/889829744863104865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/tanzimatc-tipi.html' title='Tanzimatçı tipi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8083404045242153587</id><published>2010-05-14T11:05:00.009+03:00</published><updated>2010-05-14T23:17:47.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>İçimin ekonomisi ve finans piyasaları.</title><content type='html'>Finans teorisinin körlüklerle, metafizikle dolu olduğunu söyledi eski bir arkadaşım o gün. Doktorasını bitirmesinin eli kulağındaydı kendisinin ama çekinmedi, bak dedi, biz finansçılar kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz. Sonra pis pis sırıttı. Akademisyen olmak istemediğini, önceliğinin çabucak iyi para kazanmak olduğunu söylüyordu hep, böylece nedenin sadece para kazanma isteği olmadığı anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün Radikal'de Ahmet İnsel finans alanının doğmaları ve modern iktisat eğitiminin körlükleri üzerine bir yazı yazdı. Hep olduğu gibi çok &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ekonomik &lt;/span&gt;bir yazıydı, tek kelime fazlası olmadan temel iktisadın doğmalarını bir bir tertemiz ortaya koyuyordu Ahmet baba. Ah ulan dedim, bunları hocaların yüzüne zamanında söylemeyedik ki böyle derli toplu. Onca yıl ne desek, hayıflanmaktan öteye geçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Braudel aklıma geldi. Sorun piyasa değil demişti; sorun piyasayı aşan, anti-piyasa bir kapitalizmin içinde yaşamamız. Kapitalizmin doğası gereği, piyasanın hep anti-piyasa olacağını, eğilip büküleceğini, hiçbir zaman Smith'in hayal ettiği gibi zaaflardan arınmış bir şekilde işlemeceğini söylemişti. Kapitalizmin piyasası buydu. Zaten biz de hiç öyle tam rekabet falan görmemiştik. Demek ki önce ekmekler değil piyasalar bozulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün başka bir arkadaşım arayıp heyecanla kahve içmeye çağırdı. Kendisi çok sıkı bir okulda matematik doktorasını bitirmek üzere ve çok fena zeki bir insan. Heyecanının sebebini ben kafeye girer girmez coşkuyla söyledi.  Büyük bir finans şirketinin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;beyninde &lt;/span&gt;çalışmak için teklif almıştı, kabul edecekti, şimdi bana müjde veriyordu&lt;span style="font-style: italic;"&gt;.&lt;/span&gt; Yahu sen solcusun, yani en azından geçen hafta solcuydun dedim. Kikirdedik. Sonra ciddileşti. Üç sene içinde yıllık kazancım milyon doları bulabilir dedi. Aslında sen de haklısın dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sonra yine borsa çıktı borsa düştü. Hayat biraz daha işten ve ekonomiden ibaret oldu. Sonra yine kredi kartı ekstresi geldi, holdingler gururla cirolarını açıkladı, birileri MBA yapmak için büyük paralar ödedi, birileri bozuk para dilendi. Salak salak nehre bakıyordum ki babam aradı. Ne diyorsun euro düşmeye devam eder mi diye sordu. Baba dedim, iki aydır ilk defa arıyorsun, ayıp yahu, beni merak edeceğine euro'yu merak ediyorsun. Güldü. Düşer dedim baba düşer. TL'ye geç. Yok yok sepet yap en iyisi. Riski dağıt. Durdu iki saniye, sepet ne lan dedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra borsa çıktı borsa düştü. Babam riski dağıttı, arkadaşlarım doktoralarını bitirmeye biraz daha yaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben göğe baktım, yere baktım. Karmaşık rakamlara cebimdeki paralara baktım. Yıldızlara, dolarlara, gazetelere, altın fiyatlarına, güzel kızlara, menülere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dönüp kendi içime baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba içimin ekonomisi pek çalkantılıydı. Acilen devlet müdahalesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu piyasalar da kendi başlarına bırakılmaya hiç gelmiyordu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8083404045242153587?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8083404045242153587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8083404045242153587' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8083404045242153587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8083404045242153587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/icimin-ekonomisi-ve-finans-piyasalar.html' title='İçimin ekonomisi ve finans piyasaları.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8781622632015944958</id><published>2010-05-11T09:55:00.004+03:00</published><updated>2010-05-11T10:15:59.259+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Babaya şükran.</title><content type='html'>George Steiner'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Trajedinin Ölümü &lt;/span&gt;öyle güzel bir kitap ki, insan akademisyenlerin de heyecan verici olduğuna bir an olsun inanabiliyor! Ama başta atlanılan "Teşekkürler" kısmı kitap bittikten sonra yeniden okununca, sır ifşa oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Fakat, bu kitap esas olarak babamın eseridir. Burada tartışıklarım ilk olarak onun bana okuduğu ve beni seyretmeye götürdüğü oyunlardır. Eğer edebiyatla birden fazla dil dahilinde uğraşabiliyorsam, bu, babamın baştan beri zihinsel işlerde kapanmayı, darbölgeye hapsolmayı reddetmesinin sonucudur. Ama her şeyden öte yüksek sanatın uzmana ya da akademisyene parsellenmediğini; aksine sanatı en iyi bilecek ve en çok sevecek olanların onu en yoğun yaşayanlar olduğunu bana babam öğretmiştir."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(Böyle güzel teşekkür edilen baba olmak var şu alemde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(George Steiner, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Death of Tragedy&lt;/span&gt;, 1996. s. viii)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8781622632015944958?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8781622632015944958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8781622632015944958' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8781622632015944958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8781622632015944958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/babaya-sukran.html' title='Babaya şükran.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1149237866518267474</id><published>2010-05-09T11:00:00.004+03:00</published><updated>2010-05-10T22:52:59.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Oğlan oğlan kalk gidelim.</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-I-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayatta çok zaman trajedinin izleri silinmez. Ama biz çok zaman izlerin silinmesini, silikleşen hatırlatıcıları unutmayı, velhasılı acıyı gömmeyi tercih ederiz. Bazen bunu adaletsizlik pahasına yaparız; görmezden gelerek rahatlamayı adaletin kurban edilmesine tercih ederiz. Üstüne orada durmayız; kaba neşeyi, inceltilmemiş mizahı, gürültülü eğlenceyi unutmanın aracı olarak kullanırız. Acıyla alay ederiz, başkasının yarasına kahkaha atarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu davranış biçimi bana hep çocukların &lt;span style="font-style: italic;"&gt;iç&lt;/span&gt; ilişkilerini hatırlatır. Çocuklar yere düşen canı yanan arkadaşlarına kahkahayla gülerler, gülerken arkadaşlarının yarasını deştiklerini düşünmezler. Zayıfın zayıflığını kaba mizahın nesnesi yaptıklarında çok zaman toplu bir sarhoşluk içinde, şölen havasındadırlar. Zor bir dünyadır o, küçük adamlarla kadınların alemi bebek bezi reklamlarına benzemez; serttir ve şiddet doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelgelelim mantık ve tarih bize yetişkinliğin çocukluğa benzememesi gerektiğini söyler. Sağlıklı büyümek ve toplumsallaşmak biraz da çocukluğun şiddettinden arınmak olsa gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biliriz ki olmaz. Yetişkinliğin dört bir yanı kurban etme, toplanarak ezme, şölen tertip ederek cezalandırma törenlerinin işgali altındadır. Kaba alay, ezerek iktidar kurma, başkasını yıkarak kendini var etme ve benzerleri gündelik hayatın her noktasında çıkar karşımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen yetişkinlik ceza anında çocukluğun rahatlığını taşıyamaz. Zira, tarih, sınırlarını kimsenin bilmediği hukuk diye bir şey tesis etmiştir ve hukuk'un sözü anneden papara yiyip iki zırlayıp  kaldığın yerden devam etmeye benzemez. Onun için canı yanmış yetişkin çocuktan farklı olarak adalet umar, kimi zaman hiçbir umut olmasa da inamaya devam eder, dengenin yeniden kurulacağı günü bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Muktedir kulağını kapasa da, sesini duymasa da, umursamasa da o bekler&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Çünkü trajedinin işaretleri yeryüzüne saçılmıştır ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; gün gelecek bunlar teker teker muktedirin yüreğine saplanacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-II-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Büyük udî Richard Hagopian, 1937 Fowler-California doğumlu. Ud çalmaya 12 yaşında başlamış. Padişahlar için çalmış Garbis Bakirgian'ın ve meşhur kör udî Hrant'ın öğrencisi olmuş. Grubu Kef'le birlikte yayınladığı albümlerle Amerikalı Ermenilerin gözünde özel bir yer edinmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzisyen bir arkadaşım beni kendisinden haberdar ettiğinde Richard Bey'in rahmetli anneannemin favori şarkılarının müzisyeni olacağını tahmin etmemiştim. Kendisi Ermenice söylediği kadar Türkçe de söylüyor. Üstüne Youtube sağolsun, Richard Bey'in birbirinden güzel şarkılar çaldığı pek çok meşk ortamının da kaydına ulaşabiliyoruz, yani sadece anneannemin şarkıları değil, ortamının da aynısı var. Şarkılar, turkuler, meşk, muhabbet gani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç gün defalarca bu videoyu seyrettim. Richard Bey, tatlı ve mahir saz arkadaşlarıyla beraber anneannemin ince sesiyle söylemekten bıkmadığı söylerken gerdan kırmaya doymadığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;oğlan oğlan&lt;/span&gt;&lt;span&gt;'ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;söylüyor. Orada bizim memleket var, rakı var, memleketten abiler var, özünü bildiğim muhabbet, tadına doymadığım toprak var. Orada ben, çocukluğum, rahmetli anneannem var. Orada ben evimdeyim, hiçbir yerde olmadığım kadar evimdeyim. Seyrederken içim içime sığmıyor, başımdan aşağı bir güzellik yağmuru dökülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki videonun başlarında, tam 1.20'de azcık görünen bayrağı fark eden dek. O an güzelliğin içindeki kocaman yara patlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya trajedinin işaretleri yeryüzüne saçılmış ve işte biri gelip &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yüreğimin tam ortasına saplanıyor&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=yhm8tCmyRs0"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=yhm8tCmyRs0&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1149237866518267474?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1149237866518267474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1149237866518267474' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1149237866518267474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1149237866518267474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/oglan-oglan-kalk-gidelim.html' title='Oğlan oğlan kalk gidelim.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5428247917764188783</id><published>2010-05-06T10:32:00.001+03:00</published><updated>2010-05-06T10:35:21.120+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Werther ve Faust.</title><content type='html'>Takılıp kalan genç adamlar vardır. İçine bakan, baktıkça sonu olmayan bir kuyuya çekilen, kuyuda kaldıkça neşeyle ışığın tadını unutan, unuttukça kuyuda kalmaktan tat alan genç adamlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bugün okuyunca güldüğümüz, aşırı duygusallığına burun kıvırdığımız ve intiharını abartılı bulduğumuz Werther tam da böyle bir delikanlıdır. Lotte'nin aşkının kuyusunda kalmak ona başka hiçbir şeyde olmadığını düşündüğü hazzı vermiştir; kuyunun karanlığı dışarının aydınlığından çok daha anlamlı gelmiştir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Aşkın &lt;/span&gt;olan kuyuda yaşadığıdır çünkü). Sonunda ölümü seçmesi ise bir aşk umutsuzluğu değil, dünya üzerinde bu aşkın sarhoşluğuyla tattığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aşkınlığın &lt;/span&gt;mutlak surette&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;geçici, sönmeye yazgılı, hatta hayal olmasını bilmesindendir. Böylece intihar bir kurtuluş olur onun için. İsa'nın göğe çekilmesi, böylelikle geldiği kaynağa dönmesi nasıl sonsuz özgürlük demekse, Werther de içine fırlatıldığı ama zihinsel huzuru bulmanın düşten ibaret olduğunu anladığı dünyadan kendini azat eder, ölümden kurtuluş bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de takılıp kalmayan, aşan, deviren, kıran ama mesafe alan genç adamlar vardır. Zaman zaman şeytana boyun eğen, bazen en masumun kanına giren, sonra toplum için diğerleri için yani kendinin dışı için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;eylemenin &lt;/span&gt;yaşamın en hakiki amacı olduğuna gönül indiren genç adamlar. Ölümsüzlüğü, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aşkınlığı &lt;/span&gt;yeryüzünde arayanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faust bu ikinci grubun alamet-i farikasıdır.  Bilim yaparken, Gretchen'i ölüme mahkûm ederken, koca bir memleketi imar ederken, yaşlı ve savunmasız olanı düşüncesizce yok ederken düşse de kalkar, yaralansa da devam eder. Tek amacı dibine battığı kendi içinden, kendi kuyusundan çıkmaktır; aşılmaz zihinsel huzursuzluğunu dünyanın aletleriyle çözmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayrımı koyduğumuzda, Bay Goethe'nin iki meşhur eserinden birincisinin bizim tecrübemizde değersizleşmesi, komikleşmesi, çocukça görünmesi; ve ikincisinin modern zamanların eşsiz bir metaforu olarak hayatımızı doldurmasına şaşmaya gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zira kuyuda bulduğunu Tanrı sayan kahraman sahneden kovulmuştur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(James D. Wilson'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Romantic Heroic Ideal &lt;/span&gt;(1982) kitabı aklıma bu iki genç adamı düşüren. Okunmaya değer, iyi yazılmış bir kitap. Faust'un bol kıvrımlı yaşamının neden modern zamanların şahane bir metaforu olarak okunabileceğine dair ise Marshall Berman'ın (Türkçe çevirisi mükemmel olan) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor&lt;/span&gt;'una bakılabilir.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5428247917764188783?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5428247917764188783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5428247917764188783' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5428247917764188783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5428247917764188783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/werther-ve-faust.html' title='Werther ve Faust.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-923809398863333811</id><published>2010-05-04T11:10:00.003+03:00</published><updated>2010-05-05T04:30:12.886+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Peçorin.</title><content type='html'>Dünyanın en güzel romanlarından birinin kahramanı Peçorin konuşuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Düşünmeden edemiyorum, ben ne için yaşadım bugüne kadar, hangi amaçla bu dünyaya geldim. Bir amacı olmalıydı varlığımın, hayatta yüksek bir hedefim olmalıydı; zira içimde hiçbir yere bağlı olmayan o kuvvetin varlığını hissediyordum. Ama bu kuvvete hiçbir zaman ulaşamadım. Boş ve asla gerçek tatmin sağlamayacak arzunun binbir albenisi beni sürükleyip götürdü. Bu binbir albeninin alevleri içinde piştim ve onların içinden çelik kadar soğuk ve sert biri olarak çıktım. Fakat artık asil bir amaca bağlanarak çalışmanın ateşini sonsuza kadar kaybetmiştim, ki o ateş hayatın en nadide çiçeğidir. &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lermontov'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zamanımızın Bir Kahramanı&lt;/span&gt;'ndan. İngilizcesinden ben çevirdim.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-923809398863333811?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/923809398863333811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=923809398863333811' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/923809398863333811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/923809398863333811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/pecorin.html' title='Peçorin.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3035848065871276052</id><published>2010-05-02T10:30:00.001+03:00</published><updated>2010-05-02T19:10:46.824+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Biz dil gibi bir turfa muammada nihanız.</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şevkız ki dem-î bülbül-i şeydâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hûnuz ki dil-î gonce-i hamrâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biz cism-i nizâr üzre döküp dâne-i eşki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çün rişte-i can-gevher-i mânâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olsak n'ola bi nâm u nişan şöhre-i âlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biz dil gibi bir turfa muammâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mahrem yine her hâlimizê bâd-ı sabâdır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Daim şiken-î zülf-î dil-ârâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hem gül gibi rengîni-i manâ ile zahir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hem neş'e gibi hâlet-i sahbâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ettik o kadar ref'-i taayyün ki Neşâtî&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu gazelde her beytin, tek başına alındığı takdirde matla mısralarından itibaren mâna ve şekil bakımından erişilmez güzellikler olduğu muhakkaktır. Bir bakıma göre Şark kelimeciliği hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştır. Kelimeler ayrı renklerde kıymetli taşlar gibi her beytin arabeskinden ve her istikamette, düz veya diyagonal, kendi parıltılarını gönderirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki insan bu gazeli XVI. asırdan kalmış lâke bir kitap cildi veya kendi asrının bir yazı levhası gibi hayranlıkla seyredebilir. Bununla beraber en ufak dikkatte, son beyite kadar bütün gazelin tıpkı ayrı ayrı makamlardan -manâ iklimlerinden- geçerek hep aynı noktaya gelen eski musikimizdeki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;karar&lt;/span&gt;'lar gibi hep ilk mısranın buluşunu tekrar ettiği görülür. Ancak son beyitte Neşatî'nin ilhamı birdenbire silkinir, o kadar dikkat ve zevkle ördüğü arebeski kendi fanî varlığıyla beraber tek bir kanat çarpışında siler ve bizi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;birlik &lt;/span&gt;aynasının kamaştırıcı aydınlığıyle başbaşa bırakır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ettik o kadar ref'-i taayyün ki Neşâtî&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ahmet Hamdi Tanpınar'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi&lt;/span&gt;'nden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3035848065871276052?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3035848065871276052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3035848065871276052' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3035848065871276052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3035848065871276052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/biz-dil-gibi-bir-turfa-muammada-nihanz.html' title='Biz dil gibi bir turfa muammada nihanız.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4905686536563983903</id><published>2010-05-01T11:48:00.003+03:00</published><updated>2010-05-01T11:53:09.395+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>En favori pek favori yazarım benim.</title><content type='html'>J.M. Coetzee, 70 yaşına vardı ama aldırmadan yazmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de kendinin üzerine yürüyerek, zayıflıklarıyla ve kaygılarıyla, yeteneğiyle ve kazandıklarıyla hiç durmadan hesaplaşarak yapıyor bunu. Coetzee okuyucusu hissediyor, bu, Güney Afrikalı yazarın nihai amacıdır: Kendini kesip biçmeye, daha çok anlamaya, ifade etmeye ve neticede en çok kendini şeffaf kılmaya adanmış bir yazı hayatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasında yaşlı yazarlardan korkulur. Aklıma Alberto Moravia geliyor mesela. O da 1990'da, 83 yaşında ölene kadar durmaksızın yazmış. Son on beş yılında, edebiyatının giderek bir gençlik arzusuna dönüştüğüne şahit oluyoruz. Son beş yılında yazdığı iki etkileyici roman, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;L'umo che guarda&lt;/span&gt; (Seyreden Adam - Röntgenci, 1985) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Il viaggio a Roma&lt;/span&gt; (Roma'ya Yolculuk, 1988) saf erotik yapıtlar. Yaşlı adam giderek, edebiyatında hep bulunan, yoğun tensel arzunun mahkûmu oluyor. Hiç fena romanlar değil bunlar esasında, ama Moravia'nın 1950 ve 1960'larda yazdığı metinlerin zenginliğini fazlasıyla uzağındalar. Moravia giderek karanlık'ı ve kötülük'ü sorgulamaktan uzaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Coetzee ölüme giderken çok daha uyanık kalmaya çalışıyor ve bunu yazdıklarında hissettiriyor. Sona yaklaşırken, Moravia gibi gençliği fetişleştirerek hayali bir sığınak yaratmıyor kendine. Tam tersine kendisine karşı, geçmişine karşı, yalnızlığına karşı, zaaflarına karşı daha soğukkanlı bakan bir adama dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yazdığı iki kitabın otobiyografik dozunun yüksekliği bu soğukkanlılığının ifadesi. 2007'de yayınladığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Diary of a Bad Year &lt;/span&gt;(Kötü Bir Yıl Güncesi) yalnız yazar J.M. Coetzee'nin (bir roman kahramanı olarak) uzakdoğulu genç kadın komşusuyla erotizmle dostluk arasında kararsız bir hisle kurmaya çalıştığı ilişki anlatılıyor. Coetzee, bizi, dünyayı anlamaya çalışan, seçkinlerin kulak kesildiği, eşsiz Nobelli büyük yazarın sonsuz zavallılığını izlemeye çağırıyor. Daha iki gün evvel okuduğum son romanı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Summertime&lt;/span&gt;'da (Yaz Zamanı, 2009) ise okuyucuyu 70'lerin başına götürüp otuzunu aşmış, işsiz, başarısız, tuhaf ve babasıyla yaşamak zorunda olan "zavallı" Coetzee ile yüzleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin güzeli bu kitaplarda Coetzee'de her zaman ancak derinlerde sezilen mizah tonunun arttığını, metinlerin yer yer nefis bir alaycılıkla dolduğunu görüyoruz. Böylece, John Coetzee bey hiç yapmadığı kadar çok ironinin elinden tutarak kendini şeffaflaştırma projesinde yeni bir merhaleye ulaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kuvvete şaşmamak elde değil. Yaşayanlar arasında daha büyük bir yazar olduğunu hiç sanmıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4905686536563983903?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4905686536563983903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4905686536563983903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4905686536563983903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4905686536563983903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/05/en-favori-pek-favori-yazarm-benim.html' title='En favori pek favori yazarım benim.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4280985597881899442</id><published>2010-04-29T10:38:00.000+03:00</published><updated>2010-04-29T10:38:49.873+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya güzeli'/><title type='text'>Dünyanın en güzel dili.</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Farsça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sadık Hidayet'in dili olduğu için. Diri gömülmenin sızısı başka dilde bu kadar güzel anlatılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük İran şiirine o eşi bulunmaz müziği verdiği için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran'da sadece roman satan bir kitapçı olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel pek güzel khoreştler yapan insanların dili olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiyarostami için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'daki İran Kültür Merkezi'ndeki kursların fiyatı diğer kültür merkezleriyle karşılaştırılmayacak kadar düşük olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlıca'ya zerafet kattığı için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabii dünyanın en güzel gözlü kadınlarının konuştuğu dil olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4280985597881899442?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4280985597881899442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4280985597881899442' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4280985597881899442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4280985597881899442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/dunyann-en-guzel-dili.html' title='Dünyanın en güzel dili.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-9008592038760454831</id><published>2010-04-28T21:00:00.003+03:00</published><updated>2010-04-28T21:48:55.634+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya güzeli'/><title type='text'>Dünyanın en güzel yüzü.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/SqiejIKydgI/AAAAAAAAABA/TwAexIaNXX8/s1600-h/IsabelleHuppert.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379724081219401218" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 320px; height: 249px; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/SqiejIKydgI/AAAAAAAAABA/TwAexIaNXX8/s320/IsabelleHuppert.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Isabelle Huppert&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Piyano Öğretmeni&lt;/span&gt;’ni seyrettiğimden beri Isabelle Huppert’in yüzü gördüğüm en güzel kadın yüzü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman aklıma düşen, düşüncemin akışını kesen bir yüz bu. Aniden, ortada hatırlamak için hiçbir sebep yokken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi seyredenler belki anımsar. Birkaç kere kamera Huppert’in yüzüne odaklanır ve bir dakika kadar bekler. Yüz sanki eylemsizdir ama bir şekilde filmin biriktirdiği gerilimi taşır, katmerler, çoğaltır, renklendirir. Filmin akışını yoğunlaştırır, hikâyeyi yeniden ayrıntılandırarak anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipnoz olmuş gibiyizdir ama filme dair en büyük keşfin ortasındayızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hissi verebilmek büyük oyunculuk olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi seyrettiğimiz akşam arkadaşımla Taksim’den eve kadar upuzun yürüyüp Huppert’i konuşmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komik tabii ama o bizim Isabelle’imizdi artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yeniden aklıma düşünce Isabelle, iş arasında kaçamak yapıp fotolarını yokladım internette. İlk gördüğüm fotolardan biri yukarıdaki şahane şey oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım nasıl da güzel. Göz bebeklerinin asimetrisi, dudaklarının inceliği, burnunun sertliği ne kadar güzel; bütün bunlar saçlarının gençliğine ne hoş yakışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktıkça, Isabelle’in bakışına daha çok tutuluyor insan. Anlatılmaz bir düzensizliği var bu bakışın. Ve tedirgin edici bir dikliği. Namussuz sigara da bakışın hedefine odaklanmış, ona güç katmış. Güzelliğin içinde ürkütücü bir hal seçiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlardaki ışığa dalıp dinlenmek de var.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-9008592038760454831?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/9008592038760454831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=9008592038760454831' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/9008592038760454831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/9008592038760454831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/09/yuzler-isabelle-huppert.html' title='Dünyanın en güzel yüzü.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_m44URfpIwpQ/SqiejIKydgI/AAAAAAAAABA/TwAexIaNXX8/s72-c/IsabelleHuppert.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2432704746310900825</id><published>2010-04-27T17:48:00.001+03:00</published><updated>2010-04-27T17:48:46.485+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Çok üşümek.</title><content type='html'>&lt;pre  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;(Uzun çalışmaların, bel eğen uykusuzlukların ardından aynı Turgut Bey'in aynı şiiri takılıyor dilime hep. Bu bir gelenek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın&lt;br /&gt;Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde&lt;br /&gt;Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Kalır yabancı yataklarda o oteller&lt;br /&gt;Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri&lt;br /&gt;Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız&lt;br /&gt;Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün&lt;br /&gt;Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2432704746310900825?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2432704746310900825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2432704746310900825' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2432704746310900825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2432704746310900825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/cok-usumek.html' title='Çok üşümek.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5636969766654577094</id><published>2010-04-26T07:35:00.003+03:00</published><updated>2010-05-01T11:10:00.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Sen, küçük ve sessiz Amalia.</title><content type='html'>Gece nehir kenarında yürürken bir anda aklıma düştü Amalia. Yataktaki hasta hali, ölümü çağırması, durmadan sayıklaması, küçücük yüzü canlandı bir anda gözlerimin önünde. Hayırdır inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük romanlar içinde Amalia'nın romanından, yani Italo Svevo'nun&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;i&gt;Senilità&lt;/i&gt;'sından&lt;i&gt; &lt;/i&gt;(Yaşlılık-Güçsüzlük, 1898) daha içlisi daha yürek burkanı var mıdır bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta başka kimseleri olmayan iki kardeşin, Emilio ile Amalia'nın "arzuları ile kuvvetleri" arasındaki kapanmaz uçurumun trajedisini anlatır Svevo Senilita'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emilio Brentani, 35 yaşında küçük burjuva bir yazar adayıdır. Zamanında bir roman yazmış ama başarısız olmuştur. Devrin romantizmine pek uygun büyük umutları olsa da içine kapalı ve sessiz kızkardeşi Amalia'yla birlikte dışardaki hayatın patırtısının karışmadığı  küçük bir hayat sürmektedir. Ta ki "koca mavi gözleriyle güzel sarışın" Angiolina sahneye çıkana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Svevo'nun tastamam bir femme fatale rolü giydirdiği Angiolina kısa sürede Emilio'nun aklını başından alır ve "erkekleşememiş" bu orta yaşlı çocukta saplantılı bir aşkın doğmasına sebep olur. Roman boyunca bu saplantının tezahürlerini izler, Emilio'nun zayıflığını ve korumasızlığını keşfederiz. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ezeli mağlup"um, Emilio'm benim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama nehir kenarında şaşkın aklımı başıma getiren, yüreğimi sızlatan Emilio değil Amalia'dır. Genç kadın abisinin bütün saplantılı aşk gürültüsü patırtısı arasında, Emilio'nun arkadaşı yakışıklı Balli'ye tutulmuş ve içinde yavaş yavaş ümitsiz bir aşk biriktirmiştir. Ama o da abisi gibi yetişkin bir çocuktur. Arzulananın Angiolina olduğu yerde, arzu uyandırmayacak bedeni ve yüzüyle yenilgiye dünden mahkûm bir çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt; Svevo, böyle özetlendiğinde fena bir melodram kokan hikâyeyi öyle güzel anlatır ki gençken yaşlı olanların, yetişkinlerin arasında hep çocuk kalanların ve böylelikle yenilmek'ten başka gidecek diyar bulamayan çirkin ama güzel Amalia'ların acısı zihnimize kazınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not1: Tezer Özlü'nün, Svevo ve Pavese okumak için İtalyanca öğrendiğini hatırladım şimdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not2: İtalya'da yaşarken, Svevo'nun şehri ve Senilita'nın mekânı olan Trieste'ye iki kere gittim, sırf Svevo'dan artakalan bir şeyler bulmak için. (Biliyorum, fazlasıyla romantik ve belki biraz da artiz bir davranış, ama insan anlamak ve değer vermek adına pek çok komiklik yapıyor işte.) Ama Emilio'nun sürekli dolandığı Trieste sokaklarında aynı hüzün aynı ağırlık aynı incelik yoktu. Emilio'nun volta attığını tahmin ettiğim sokaklarda habire dolandım, olmuyordu, Trieste başka bir Trieste'ydi. Fakat nasıl bir güzellik işte, bambaşka nehir kenarlarında, bambaşka memleketlerde geliyor aklıma şimdi ve Svevo'nun yarattığı his ölmüyor, benimle birlikte taşınıyor. Varsa büyük yazarlığın kriterleri, biri de bu olsa gerek.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5636969766654577094?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5636969766654577094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5636969766654577094' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5636969766654577094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5636969766654577094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/sen-kucuk-ve-sessiz-amalia.html' title='Sen, küçük ve sessiz Amalia.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5754867753139811435</id><published>2010-04-24T09:00:00.003+03:00</published><updated>2010-04-24T09:02:35.812+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miri malı'/><title type='text'>Ağlamayı öğrenmelisin Fyodor!</title><content type='html'>"Sen oğlu öldürülen adamsın, değil mi? Başın sağolsun. Anlıyorum nasıl hissettiğini. Belki tamamen değil ama yine de anlıyorum. Ben iki çocuğumu kaybettim. Yokluğa karışıp gittiler. Menenjitten, tıbbi adı bu. Karım bu darbenin etkisinden bir türlü kurtulamadı. İyi doktorlara ödeyecek paramız olsa kurtarılabilirlerdi. Trajedi işte, ama kim takar? Trajedi her yerde şimdilerde. Trajedi, dünyanın olağan hali oldu." Ayağa kalkıyor. "Eğer benim tavsiyemi sorarsan Fyodor Mikhayloviç (sana böyle seslenmemde sakınca yok değil mi?) hani tabiri caizse, feleğin çemberinden geçmiş bu zavallıdan gelecek nasihati kabul edersen derim ki, kendini ıstırabın ellerine bırak. Bir kadın gibi ağla. Bu, kadın cinsinin büyük sırrıdır, onların bizden üstün olmasını sağlayan şeydir. Onlar ne zaman gideceklerini ve ağlayacaklarını bilirler. Biz, sen ve ben, bilmeyiz. Biz olanı içimizde saklarız ta ki bu şey büyüyüp şeytanın ta kendisine dönüşünceye kadar. O zaman gider saçma sapan bir şey yaparız, sırf bir iki saatliğine bu şeytandan kurtulmak için. Evet, sonrasında hep pişman olacağımız saçma sapan bir şey yaparız. Kadınlar böyle değildir çünkü onlar gözyaşlarının sırrına vakıftır. Karşı cinsten öğrenmeliyiz Fyodor Mikhayloviç, ağlamayı öğrenmeliyiz! Görüyorsun, ben ağlamaktan utanmıyorum: Trajedi evimi yıkalı önümüzdeki ay üç yıl olacak ve ben ağlamaktan utanmıyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gerçekten yanaklarından gözyaşları süzülüyor. Koluyla siliyor ama daha çok akıyor. Ağlarken konuşmakta hiçbir zorluk çekmiyor gibi. Hatta oldukça şen görünüyor. "Sanırım ömrümün kalanında kaybettiğim bebeklerim için ıstırap çekmeye devam edeceğim" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(J.M. Coetzee'nin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Master of Petersburg&lt;/span&gt;'undan (Petersburglu Usta). Penguin Books, 1995, s. 87))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5754867753139811435?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5754867753139811435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5754867753139811435' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5754867753139811435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5754867753139811435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/aglamay-ogrenmelisin-fyodor.html' title='Ağlamayı öğrenmelisin Fyodor!'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3346042326839837431</id><published>2010-04-22T21:00:00.002+03:00</published><updated>2010-04-24T08:34:01.613+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Amerikan sineması konuşamaz.</title><content type='html'>Tennessee Williams &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kızgın Damdaki Kedi&lt;/span&gt;'sinin üç hali arasındaki fark ibretlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir edebi eser olarak modern trajedinin en iyi örneklerinden biri. Gündelik hayata sinmiş, göz göre göre kabul edilmiş, hatta ödüllendirilmiş riya'ya dair eşsiz bir metin. Okuyucuyu sorulara boğan ama kusursuz bir incelikle cevapsız bırakan, eh işte tam buradan trajediyi yaratan bir başyapıt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tiyatro olarak trajik kudretine müdahele edilmiş, nispeten sessizleştirilmiş bir eser. Oyunu yazımının hemen ertesinde sahneye koyan Elia Kazan üçüncü perdeyi büyük oranda değiştirtmiş. Bu değişikliklerle metindeki trajediyi sırtında taşıyan, "büyük yenik" Brick'e ses verilmiş, genç adam normalleştirilmiş, hatta nispeten iyileştirilmiş. Metinde hiç olmayan bir umut hissi oyunda yeşertilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir film olarak ise trajediye tastamam hokus pokus yapılmış. Richard Brooks'un çektiği 1958 tarihli uyarlamada Brick'le en yakın arkadaşı Skipper arasındaki eşcinsellik iması unutulmuş; Brick'in karısı Maggie, yani kızgın damdaki kedi, Skipper'la yatan, intiharına sebep olan ve Brick'e koca bir karanlık armağan eden "şirin kötü"den suçsuz bir meleğe çevrilmiş. Zaten filmin sonu da pek mutlu bitiyor. Holivut'un mutlu son'a tapan romanslarından birinde olduğunuzu düşünebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep kafama takılan Williams'ın böyle bir tecavüze nasıl izin verdiği. Sahneye koyulurken yapılan değişiklikleri, "napayım, Elia Kazan'ın yönetmesini istiyordum, çok razı değildim ama evet demek durumunda kaldım" tadında açıklıyor. Artık filmin Holivutlaşmasını nasıl meşrulaştırdığını bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece kültür piyasasının sıkı, sert, huzursuz eden bir "açık metin"i nasıl evcilleştirdiğini, nasıl salak bir "kapalı metin"e dönüştürdüğünü bir kez daha görüyoruz. Büyük yazar Williams'ın gösterdiği rıza ise cilalı düzen'e dahil olmanın ne kadar da kuvvetli bir arzu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kızgın Damdaki Kedi hakkında önceden de yazdım: &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/mucadeleyi-brakms-insanlarn-guzelligi.html"&gt;Şurda &lt;/a&gt;ve &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/10/kzgn-damda-dolasr-bir-kedi.html"&gt;şurda&lt;/a&gt;.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3346042326839837431?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3346042326839837431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3346042326839837431' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3346042326839837431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3346042326839837431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/amerikan-sinemas-konusamaz.html' title='Amerikan sineması konuşamaz.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-224371997451689021</id><published>2010-04-14T20:45:00.001+03:00</published><updated>2010-04-14T21:00:30.528+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>O lanet AMA.</title><content type='html'>Ahmet Türk'e yapılan saldırıdan sonra Feysbuk'ta bir arkadaş "Türk şovenizmine hayır!" yazmış. Bunu gören bir başka arkadaş "Türk şovenizmine hayır AMA Kürt şovenizmine de hayır!" diye nazire yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkası eklemiş: "Tamam yumruk hoş değil AMA o da terör örgütüne destek veriyo".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu AMA'lar her yerde, her rezillikte karşımıza çıkıyor. AMA adlı büyük bir meşrulaştırma makinesi var sanki. Nerde bir kötülük bir fenalık olsa hop pörtlüyor, kötülüğü bir güzel günlük hayata yamıyor. "Tamam Irak'ta çok kan aktı AMA terörist yuvasıydı". Amerikalı arkadaşım bunu diyor ardından güle oynaya hayatına devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan ne AMA'sı işte yaşlı bir adamın herkesin gözü önünde ağzı gözü dağıtılmış. Adamın politikasını beğenmezsin, partisini sevmezsin anladık da bu rezilliğin nesine AMA dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezgisel bir yargı olduğundan güvenilmez lakin ben bizim toprağın hasletlerinden birinin utanmayı bilmek olduğunu düşündüm hep. Tanıdıklarımdan okuduklarımdan böyle gördüm diye herhalde. Fakat şu bütün yetişkin olma maceramda anladığım bu utanma kabiliyetinin eşeğin sırtına binip gittiği. Onun yerine hep devlete hep yukarıya atfettiğimiz şiddeti kabullenme şiddeti meşrulaştırma yetisi ince ince toprağa sızmış, hepimizin damarlarına yerleşmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA Anadolu diye bir şey vardı değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-224371997451689021?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/224371997451689021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=224371997451689021' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/224371997451689021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/224371997451689021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/o-lanet-ama.html' title='O lanet AMA.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2468426000873834966</id><published>2010-04-12T19:30:00.003+03:00</published><updated>2010-04-24T09:14:51.281+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Dahil olan olmayan.</title><content type='html'>Çevreye dahil olmak, cemaatin içinde olmak, bilmem ne grubunun parçası olmak falan filan... Hepimizin bildiği şey işte, hayat tükenmez bir şekilde aidiyete bağlı kimlikler üzerine kuruluyor ve yürüyor. Çok zaman güven veren, ayakta tutan, destek olan o aidiyet hissine sahip olmak için çırpınıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin bu hissin ne kadar tehlikeli olduğunu söylemeye bile gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her şeyin zıttıyla kaim olduğu" bu alemde her içermenin bir dışlamayla varlık bulduğu gerçeği, sızısını unutamadığımız uyuşturamadığımız bir yara gibi kalmalı. Var mı "katı olan her şeyin buharlaştığı" şu zamanda ahlak kurmanın, en azından kurmaya çalışmanın başka yolu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır oldu sabah sabah şimdi. Oysa meseleyi aklıma getiren gayet eğlenceli bir anekdot.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. yüzyılın başında, Fransa karmaşadan düzene düzenden karmaşaya savrulup dururken yükseliyor Victor Hugo efsanesi. E devrin şamatası bu ya, neredeyse sahnelenecek her oyunu hem büyük heyecan hem de ölçüsüz bir öfkeyle karşılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hugo, daha çok genç, yıl 1830. Sonradan bizim memlekette dahi çok meşhur olacak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hernani &lt;/span&gt;sahneye hazırlanıyor. Tiyatronun müdürü başta, herkes tepkilerden korkuyor. En büyük mesele, profesyonel alkışçıların (ya işte böyle bir müessese var) Hugo'nun düşmanları tarafından satın alınması ihtimali! İşte bunu önlemek için alkışçıları tamamen Hugo'nun arkadaşları arasından, yakınındaki sanatçılardan seçmeyi akıl ediyorlar. Üzerinde "hierro" (demir) yazan kırmızı küçük kartlar bastırıp veriyorlar bunlara bilet yerine. Karta sahip olanlar alkışçı sıralarında oturacak, düşmanların taşkınlığı engellenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kısa zamanda o küçük kartlar Paris'in genç sanatçıları arasında romantiklerin dar çevresine dahil olduğunun gurur duyulan kanıtı haline geliyor. Kırmızı kartın varsa tamam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Napıyorlardı acaba, "senin bu şiir romantik olmamış lan, klasik kaçmış" dendiğinde gururlu genç çıkarıp kartını mı gösteriyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunu görüyon mu bunu? Görüyon mu kırmızı kartı? Noldu, konuşmuyon sesin kesildi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E kesecek tabii, koca Hugo, boru değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Meraklısına. The French Stage in the Nineteenth Century. Marvin Carlson yazmış. S. 63-65)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2468426000873834966?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2468426000873834966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2468426000873834966' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2468426000873834966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2468426000873834966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/dahil-olan-olmayan.html' title='Dahil olan olmayan.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1394072313255348833</id><published>2010-04-06T07:10:00.003+03:00</published><updated>2010-04-06T07:22:09.704+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Bir gün bir paşa bir tarihçiye...</title><content type='html'>Büyük tiyatro tarihçisi Metin And, 19. yüzyıl Osmanlısının en ilginç ve en akıllı adamlarından Ahmet Vefik Paşa hakkında şu neşeli satırları yazıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ahmet Vefik Paşanın azli gazetelerde de yer almıştı. Bu haberlere göre, Paşaya yöneltilen suçlamalar arasında, halkı zorla tiyatroya gönderdiği, kendisi el çırptığında halkın da alkışlamasına izin verdiği, kendisi alkışlamamış da halktan biri oyunu veya sanatçıyı alkışlamışsa o kişiyi uluorta azarladığı yer alıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğumda öyle çok güldüm ki, yediğim elma burnumdan geldi. Rezillik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama daha komiği devamında geliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ahmet Vefik Paşa böyle zorlu davranışlarının yanısıra aslında sanat bakımından halkı iyiye, güzele alıştırıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Bey diyor, terbiye diyor, alıştırma diyor. Önce "insan" ol sonra, Ahmet Vefik'e kız diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh tabii ki çok tanıdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi alkışlayabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1394072313255348833?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1394072313255348833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1394072313255348833' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1394072313255348833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1394072313255348833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/bir-gun-bir-pasa-bir-tarihciye.html' title='Bir gün bir paşa bir tarihçiye...'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4767647743576525369</id><published>2010-04-04T19:31:00.002+03:00</published><updated>2010-04-04T20:32:04.920+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><title type='text'>Karanlıktakiler.</title><content type='html'>Çağan Irmak'ın böyle zor bir meseleye yaklaşma, anlama, anlatma çabası çok hoşuma gitti. Bilmiyorum, belki gereksiz bir his ama çok popüler olmuş, kitlenin damak tadını yakalamış bir adamın hiçbir zaman çok ilgi çekmeyecek, ruh karartacak, bahar günlerine gitmeyecek bir hikâyeyi üstlenmesi benim için mutluluk sebebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yehuda Amihay'ın meşhur mısrası değil miydi, "Aydınlıkta olanlar karanlıktakileri göremezler". Nesnel olgunun, doğanın değer içermeyen gerçeğinin ağrılı yüreğe bu kadar mesafesiz değmesi nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte en ortodoks yanlarımı ortaya saçıp diyeyim, sanatçı da biraz bunun için var, karanlıkta kalanı görünür kılmak için. Hikâye etmenin en güç verir tarafı bu, dışarıda kalanı söze dahil ederek içeri'ye atmak, böylece içeride olanı bozmak, yeniden kurmak, bir tür geri çekilip kendine yeniden bakma tavrını, kritik'i süreklileştirmek ve olağanlaştırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağan Irmak'ın filmini bu hasletle muhabbet halinde bulmak güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde anlatılan ana-oğul'un hikayelendirilmesinde esasında sorunlu pek çok şey var. En önemlisi, annenin nefes aldırmaz deliliğinin filmin sonların doğru sebeplendirilmesi; bir anda hikayeye dahil kılınması, anlatılması, çözümlenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkel benliğimiz, trajik arzumuz hep çözüm ister; zira çözüm hikayeyle ve kahramanla özdeşleşmenin en basit araçlarındandır. Ama özdeşleşmek ahlaki sorunla beraber gelir. Zira mesele, kahramana acımak değil, onun gerçekliğini anlamak için tükenmeyecek bir kritik enerjiyle dolmaktır. Zor olan uyanık kalmak değil mi her zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunu feda ediyor annenin hikâyesini çözerek Çağan Bey. Üstüne anlatı dili aniden değişiyor; dramatikleştiriyor, normalleştiriyor hikâyeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama olsun. Özellikle filmin son sahnesi pek güzel. Hem ferah hem acıtıcı olmayı başarmış. Böylelikle beyinden atılamayacak silik imajlar aleminde kendine yer buluyor Karanlıktakiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4767647743576525369?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4767647743576525369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4767647743576525369' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4767647743576525369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4767647743576525369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/04/karanlktakiler.html' title='Karanlıktakiler.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-888073041153428498</id><published>2010-03-30T08:40:00.000+03:00</published><updated>2010-03-30T08:41:17.182+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><title type='text'>Kosmos bir dua gibiydi.</title><content type='html'>Filmi bu kadar beğenmemde ciddi bir etkenin uykusuzluğum olduğunu düşünüyorum. Hakikaten sarhoş gibiydim seyrederken. Bedenim aşırı yorgundu, lakin zihnim saçma bir enerjiyle oradan oraya uçup kaçıyordu. Vecd halinin kıyısındaydım zaten, Kosmos dua gibi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reha Erdem'in neredeyse bütün filmleri belli görüntü ve seslerin tekrarı üzerine kuruluyor. Beş Vakit'te çocukların çimlere uzanması, Hayat Var'da küçük kızın kazı tekmelemesi aklıma geliyor şimdi hemen. Defalarca yinelenen benzer sahneler. Sahnelerle eşleşen yoğun bir ses kombinasyonu (müzik demiyorum) görüntüyü kuvvetlendiriyor. Neticede Reha bey imgelerden bir ritim örüyor önce, sonra imgelerin aralarına hikâyeyi serpiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şeyi Kosmos'ta da yapıyor. Ama sanırım en çok bu filme uymuş söz konusu yapı. Zira Kosmos düzen demek, yapı demek, poetika demek. Erdem'in ördüğü ritim kosmos'a cisim veriyor, onu somutluyor, görünür kılıyor. Dokunacağımızı sanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte en güzeli araya serpiştirilmiş hikâyeye kulak verdiğimizde yapı tuz buz oluyor. Ritimde bulduğumuz düzen anlama yansımıyor. İyiyle kötü şeytanla melek ölümle yaşam arasında kayboluyoruz. Erdem bizi masumiyetin şeytanlıkla karıştığı yere götürüyor. Titreyip kalıyoruz. İşte söz ettiğim ritim o an tastamam bir duaya dönüşüyor. Metafizik çıkmazda bu ritme tutunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve o an tüm alem şatafatıyla bir körlük içinden çıkıp bize geliyor. Hayvanların nefes alış verişini, yaşayıp ölüşünü, gözlerindeki masumiyeti ve bilmezliği ciğerimize sokuyor Reha Bey. Ölüme giden hayvanların gözlerine bakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o an dua trajediye dönüşüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-888073041153428498?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/888073041153428498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=888073041153428498' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/888073041153428498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/888073041153428498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/kosmos-bir-dua-gibiydi.html' title='Kosmos bir dua gibiydi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3017033946641828831</id><published>2010-03-26T19:42:00.001+02:00</published><updated>2010-03-26T19:43:12.256+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop şeyler'/><title type='text'>Duman'ı, Mor ve Ötesi'ne tercih etmek.</title><content type='html'>Çok iyi bir müzik dinleyicisi olduğumu iddia edemem. Bu bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama benim de müzikal tercihlerim var. Bu iki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Duman'ı Mor ve Ötesi'ne tercih ediyorum. Bu üç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçma bir giriş oldu, bu tercihin müzikal temelleri hakkında konuşmayacağım ki. Bu on.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet evet kesinlikle Duman'daki cool, çok konuşmayan, keş gözlü arkadaşları Mor ve Ötesi'ndeki aktivist, çok ama güzel konuşan, politik tavırlı arkadaşlardan çok daha fazla seviyorum. Oysa ikinci gruptaki arkadaşların hem yaptıkları müzik gayet güzel hem politik görüşlerine kendimi yakın hissediyorum. Ama yok işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek değiller sanki. Sanki az çok kibir var üzerlerinde. Sanki "ben buyum" demenin con con artizliği yapışmış tenlerine. Amaaan ne bileyim işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Duman'daki arkadaşlar öyle mi? Pek güzel yakışıyor politik olmamaları torbalı göz altlarına, suskunluklarının saygı uyandıran bir samimiliği var.  Hem tınılarındaki arabesk de bizim toprağın güzelliği. Daha evde hissettiriyor insana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perihan Mağden miydi röportaj yapmıştı yıllar önce Radikal'de, ya bu çocuklar hoş da keşke biraz politik bir şeyler söyleseler, bir şeylere sahip çıksalar gibisinden yazıklanmıştı. Aman Perihan Abla bırak dağınık kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen böyle daha güzel.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3017033946641828831?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3017033946641828831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3017033946641828831' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3017033946641828831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3017033946641828831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/duman-mor-ve-otesine-tercih-etmek.html' title='Duman&apos;ı, Mor ve Ötesi&apos;ne tercih etmek.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-9086220794802235409</id><published>2010-03-23T08:25:00.006+02:00</published><updated>2010-03-23T21:34:42.638+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Charles'ın Sarah'ya meyledişi var ya...</title><content type='html'>John Fowles'ın French Lieutenant's Woman (Fransız Teğmenin Kadını)nı okuyorum. Çok sıkı bir roman. Fowles'ın romancılığı, gerçekçiliği, sanat-hakikat ilişkisini binbir anlatı oyunu çekmeden roman içinde sorunsallaştırması harika. Ama bugun okurken tuylerimi diken diken eden bu değildi, Charles'ın Sarah'ya meyledişiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda 19. yüzyılın ikinci yarısındayız. Yıl 1867. Esas oğlan, 32 yaşında yakışıklı bilim adamı Charles, Ernestina ile evlenmek üzere. Her şey ayarlanmış. 23 yaşında şirin güzel eğitimli bir kız Ernestina. Hafif şımarık belki ama tatlı. Çok derin ve çok ilginç değil. Sıkıcı romantik şiirleri okurken Charles'ı uyutabilir ama uyuduğunu fark edince ellerini beline koyup kızarken pek sevimli olabilir. (Aman Allahım ne kadar tanıdık!).Charles senelerce gezip tozmuş. Artık evlenmeye razı. Ernestina'dan iyisi Şam'da kayısı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Teğmenin kadını Sarah ise belki hafif meczup. Gidip deniz kenarlarına gemileri seyretmesi var, ormanlarda tek başına dolaşması, diğer kadınlar tarafından ayıplanması. Bırakıp gitmiş Fransız teğmen. Döneceğini söylemiş dönmemiş. Deli divane onu beklediğini söylüyor millet. E ağzı torba değil ki büzesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Charles, Sarah'la henüz ikinci karşılaşmasında belki de kendini karşılaşmaya zorladığında, çılgın kalabalıklardan uzakteyken; fark ediyor herkesin meczup kabul ettiği Sarah'nın "yüzünün kadınsılığını", "gözlerinin yoğunluğunu", "ağzının kösnüllüğünü". Sonra biraz daha yakınına varınca keşfediyor kadının göründüğünden çok daha "zeki ve bağımsız" olduğunu. Böyledir işte içeride bir şeylerin sessizce kırılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle değişir insan işte. Aniden. Ernestina nerdedir şimdi, hayatın ne tarafına düşer? Hemen sonraki bölümde Charles'ın aklından geçenlere bakın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ernestina çok güzel ve sevimliydi... fakat yüzü çelişkili bir alçakgönüllük ve kurulukla beraber biraz karaktersiz, biraz sıkıcı değil miydi? Bu iki özelliği de alsanız ne kalırdı geriye? Sönük bir bencillik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acımasızlık mı bu şimdi? Kötülük mü? Nankörlük mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa hayatla dolmak mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-9086220794802235409?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/9086220794802235409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=9086220794802235409' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/9086220794802235409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/9086220794802235409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/charlesn-sarahya-meyledisi-var-ya.html' title='Charles&apos;ın Sarah&apos;ya meyledişi var ya...'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6070427411804603441</id><published>2010-03-21T04:41:00.005+02:00</published><updated>2010-03-21T04:59:40.418+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuma notları'/><title type='text'>Eluard'ın Hugo için söylediği.</title><content type='html'>Aragon'la Eluard'ın, Fransız avangardının, Hugo'yu coşkuyla sahiplenmesi bana İkinci Dünya Savaşı ertesi bizim solcuların Namık Kemal'i sahiplenmesini hatırlatıyor. Bana konuşmayı öğretti diyor Eluard, çatık kaşlı atası için. Biz de 13 yaşında kimse Namık Kemal falan okumaz, fakat onun memleket münevveri için konuşma yolu açanlardan olduğu kesin. Bir başka fark ise Hugo'nun alt sınıflara ses veren toplumsal adalet talebinin Namık Kemal'de olmaması herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Eluard'ın sözleri etkileyici: (Çevirmeden koyduğum için kusura bakılmasın. Zamansızlık)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;I read, understood, and loved Victor Hugo at 13 ... Hugo was for me at 13,&lt;br /&gt;the illumination of poetry and I might say of the world ... La Fontaine taught&lt;br /&gt;me to read, as it were, but Hugo taught me to speak ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What will best preserve Hugo's works from time's assaults is the&lt;br /&gt;vulgarity with which the 'enlightened' have reproached him. Is Victor Hugo&lt;br /&gt;vulgar? Yes, if to be vulgar is to reveal his emotion without doubting that of&lt;br /&gt;others. Yes, if it is to assert boldly the exclusive inportance of Good (over&lt;br /&gt;Evil). Yes, if it means not fearing any single world, be it the rares or most&lt;br /&gt;banal ... How also could one excuse the bad taste he showed in celebrating the&lt;br /&gt;poor, better and more highly than anyone else, in words sparkling with truth&lt;br /&gt;and generosity.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(Aktaran: Albert W. Halsall&lt;em&gt;. Victor Hugo and the Romantic Drama&lt;/em&gt;. s. 151)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6070427411804603441?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6070427411804603441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6070427411804603441' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6070427411804603441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6070427411804603441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/eluardn-hugo-icin-soyledigi.html' title='Eluard&apos;ın Hugo için söylediği.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-2897795351854999017</id><published>2010-03-18T08:08:00.001+02:00</published><updated>2010-03-18T08:10:26.719+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Amerika VIII - Meksikalı davulcu.</title><content type='html'>Havaalanında oturduk beraber. İkimiz de fena halde uykusuzduk. Ama muhabbet baldan tatlıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yorulmuşsun dedim, gözlerinin etrafı halka halka. Yorgunluktan değil dedi, yaşlılıktan o halkalar. Boşver daha yakışıklı yapıyor seni dedim, kadınlar sever olgun adamları. Bir tanesi sevse yeter dedi, çoğula gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafa baktık. İnsanları seyrettik. Kahve içtik. Daha üç saat vardı uçağa. Kader bizi o küçük masada pek yorgun pek ölgün kıstırmıştı. Eee dedim Türkler benziyor Latin Amerikalılara di mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrudur dedi, ama biz hep kaybetmişiz, hep tutsakmışız, siz hep bağımsız kalmışsınız. Vay be dedim, çılgın Türkler pek gururlanırlardı seni duysalar. Hakları dedi. Ses etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Octavia Paz dedim, büyük şair büyük entelektüel. Öyledir, dedi, ama hep kazananların yanında oldu, hep iktidarın peşindeydi. Emin misin dedim, Yalnızlık Dolambacı'nı yazan adamdan bahsediyoruz. Eminim, dedi, büyük entelektüel olmak düzgün adam olmayı gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hugo Chavez'i seviyorum, dedi. En çok neyini seviyorsun dedim. En çok Obama'ya Eduardo Galeano'nun kitabını vermesini seviyorum, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak dedi. Üç sene evvel memleketimde seçim oldu. Seçim baştan aşağı hileydi. Mexico City günlerce gösterilerle inledi. Bizzat ben ordaydım, gözlerimle gördüm, her gün yüzbinlerce insan vardı. Ama bu namussuz televizyonlar bir an bile göstermediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte dedi, Latin Amerika'nın damarları hep açıktır, hep kanar, hep aynı şekilde. Ama artık bitecek, istediklerini alamayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlıyorum dedim. Heyecanından içim titredi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okudun mu diye sordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumadım dedim. Ama en kısa zamanda okuyacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şimdi işte sözümü tutuyorum. Amerika'nın ortasında, yapılması en gerekli şeyi yapıyorum. Latin Amerika'nın Kesik Damarları'nı okuyorum.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-2897795351854999017?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/2897795351854999017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=2897795351854999017' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2897795351854999017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/2897795351854999017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/amerika-viii-meksikal-davulcu.html' title='Amerika VIII - Meksikalı davulcu.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8482066416871744910</id><published>2010-03-08T08:16:00.003+02:00</published><updated>2010-03-08T08:41:40.091+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Sabahçı Kahvesi'nde Ozan Orhon.</title><content type='html'>Benim için Haydarpaşa Garı, 1) kız arkadaşın memleketine uğurlandığı yerdir. Az valiz sırtlamadım, yalan yok! Gençlik işte, doyulmayan eşeklik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Dünyanın en güzel rakı içilen en güzel gar lokantasının evsahibidir. Ne zaman Haydarpaşa'dan bana yol görünse, trenin hareket saatinden birkaç saat önce giderim. En güzelinden bir meyhane karakteri vardır çünkü bu lokantanın. Rakısıyla, geleni gideniyle, garsonuyla insanın tenine işleyen hüznü ve lezzeti vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Sabahçı kahvesinde yıkık bir suratla çay içen yalnız Ozan Orhon'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahçı kahvesi gar lokantasından başka bir yer değil, şaşırmaya gerek yok. 3. şıkta isim değiştirmesinin sebebi vaktin sabahın pek erken saatleri olması. 5-6 sene önce... Ankara'ya gidilecek, arkadaşla sabahın köründe Haydarpaşa'ya varılmış, lokantaya girilmiş, kahve içip uyanılacak. Hava buruk, gar sessiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahveden ilk yudumu aldığımda fark ediyorum. Bomboş lokantanın bizden başka tek müşterisi pek yorgun gözlerini masadan kaldırmayan Ozan Orhon. Kalınca montunu çıkarmamış, sessizce çayını içiyor. Ya pek bedbaht görünüyor, ya biz yakıştırıyoruz ona bu bedbahtlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(O an akla geliyor, ortaokul yıllarında kızların pop yıldızlarını nasıl paylaştığı. Özlem, Tarkan'ı alınca, Sibel, "yaşasın Ozan benim" demişti. İstiklâl Marşı'nı okumuştuk, evlere dağılıyorduk.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman Haydarpaşa'daki bu yalnız, bıkkın, yorgun eski şöhret görüntüsünün bizim canımızı acıtması, hafızamıza kazınması belki de hep bu şarkıların yüzünden. Lakin "biz" diye bir şey varsa da bu şarkılardaki hüzünden başka bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Eel474oyilA&amp;amp;feature=related"&gt;Ferdi Tayfur söylüyor, Sabahçı Kahvesi&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8482066416871744910?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8482066416871744910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8482066416871744910' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8482066416871744910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8482066416871744910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/sabahc-kahvesinde-ozan-orhon.html' title='Sabahçı Kahvesi&apos;nde Ozan Orhon.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1903604089240820750</id><published>2010-03-05T05:24:00.003+02:00</published><updated>2010-03-05T05:45:16.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Tolstoy ve Bulgakov.</title><content type='html'>The Last Station'ın başlarında şahane bir sahne var. Genç ve yetenekli entelektüel Valentin Bulgakov asistanlığını yapacağı yarı-peygamber Tolstoy'la tanışmak için büyük yazarın çalışma odasında bekliyor. Masa Tolstoy'un defterleriyle dolu. Bir gözüyle bu defterleri incelerken içeri kocaman bir gülüş ve muhabbetle Tolstoy giriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valentin'in beklentileriyle uyuşmayan bir rahatlık ve babacanlıkta Tolstoy. Genç adamı sarıyor, sarmalıyor, yanına oturtuyor. Yazdığı makaleleri okuduğunu ve çok beğendiğini, şimdi yaptığı çalışmanın nasıl gittiğini soruyor. Valentin cevap veremiyor, yavaşça gözleri doluyor, ağladı ağlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu diyor koca yazar. Valentin, siz koca Tolstoy'sunuz ve benim çalışmamın nasıl gittiğini soruyorsunuz diye cevaplıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, hayır bu asla az şey değil. Bilen bilir, çoktur hocalarımız, yanına gidersiniz, sizi sormak yerine mütemadiyen kendisini yaptığını yazdığını anlatır. Varırsınız koca yazarın yanına, hele yaşlılar arasında çoktur, sanki onca kitap onca konuşma yetmezmiş gibi monologa devam eder. Doğuluyuzdur, saygı duyar dinleriz lakin açıktır: Dinlemeyi bilmeyen sevmeyen, sormaya gönül indirmeyen bir akademimiz ve entelektüel camiamız vardır. İstisnalar dışında tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için biz arkadaşlarla oturduğumuzda, gerçekten öğrencisinin yaptığıyla ilgilenen, sormaya gönül indiren, monologculuk oynamaktan kaçınan ince hocalarımızı ayrı bir yere koyar ayrı bir sevgiyle anarız. Bundan değerli az şey vardır bu alemde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not olarak belirteyim de, siz de benim gibi ilk seferde Valentin Bulgakov'u, meşhur yazar Bulgakov sanmayın. O Mikhail Bulgakov.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1903604089240820750?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1903604089240820750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1903604089240820750' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1903604089240820750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1903604089240820750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/tolstoy-ve-bulgakov.html' title='Tolstoy ve Bulgakov.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1712042993584895789</id><published>2010-03-03T09:01:00.004+02:00</published><updated>2010-03-03T09:59:45.201+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinematico.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>The Last Station.</title><content type='html'>Bugün Jay Parini'nin romanından uyarlanan Tolstoy filmini gördüm. Eskiden seyretsem kızacağım, şimdiyse "şeker" bulduğum bir film. Eskiden olsa kızardım, zira Tolstoy'u basitleştirdiğini düşünürdüm. Şimdi şeker buluyorum, çünkü tam anlamadığım şeyleri "derin" bulup kolay söz söyleyenlere kızmanın faydasızlığından bıktım. Rimbaud "kutsal buldum usumun düzensizliğini" diyordu. Bu kutsallığın yıkıcı tehlikesini heyecan veren sihrinden fazla önemsiyorum artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda seneler önce okuduğum, Romain Rolland'ın yazdığı Tolstoy biyografisi var. Katı ahlakçılığından hem etkilendiğim hem korkutuğum bir Tolstoy imgesi var bu kitaptan aklımda. Bu ahlakçılığın yarattığı karanlık bir yüz. (Tolstoy, Dostoyevski gibi değil, romanları çok fikir vermiyor sanki nasıl bir adam olduğuna dair.) Filmde ise "şeker" bir yaşlı adam var. Babacan, komik, olgun ve biraz da safdil. Hani nerdeyse bir Hulusi Kentmen tadı geliyor ağza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse şu kızmak meselesine döneyim. Malum Jay Parini, Türkçede "Dar Geçitteki Aydın" adıyla yayınlanan Walter Benjamin romanının da yazarı. Yıllarca Benjamin okuması gerektiğine inanmış, elinden geldiğince okumuş, ne kadar anladığını bilememiş bendeniz için tıpkı The Last Station'da hissettiğim şey oldu. Bir tarafım yahu amma basitleştirmiş bu adam koca Benjamin'i hissiyle dolup taşarken, öte yanım Walter'ı yanına yaklaşılabilir kılan, mesela büyük memeli kadınlara tutkunluğunu anlatan, aşklarındaki çocuksu vazgeçmezliğini gösteren bu romanı şeker buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular gani tabii. Bu koca adamlardan neşeli, çılgın, sürprizlerle dolu hikâyeler yaratmak gerekli mi? Yoksa Parini ve benzerleri bunların etrafında oluşmuş haleyi sömürüyorlar mı? Hatta, hikâyeleştirmenin içindeki her şeyi çekilir kılan şeytan bu adamların fikri birikimini gölgede bırakarak bunları poplaştırıyor mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1712042993584895789?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1712042993584895789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1712042993584895789' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1712042993584895789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1712042993584895789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/03/last-station.html' title='The Last Station.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1710021836714800551</id><published>2010-02-16T07:00:00.012+02:00</published><updated>2010-02-16T22:59:03.112+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Amerika VII - Şiddet ve Düzen.</title><content type='html'>Bu ülke hakkında anlatılan pek çok basma kalıp şey var. Herkesin bildiği, sık sık kullandığı, özellikle eleştirirken çok zaman sakınmadan kullandığı. Öyle değil mi, Amerika kimsenin kimseyi gerçekten iplemediği yerdir, mülkün kutsallığına dokunan ayvayı yer, herkes delicesine bireycidir, kimse kendine başkasını düşünmez falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basmakalıp yargılara karşı mesafeli durmaya çalışıyorum burada. Kolay karar vermemek, tanıma macerasını derinleştirmek istiyorum. Ama bazen öyle şeyler oluyor ki insana Allen Ginsberg'in Amerika'sından başka bir Amerika kalmıyor. (Şiir &lt;a href="http://www.writing.upenn.edu/~afilreis/88/america.html"&gt;şurda&lt;/a&gt;, çevirisi &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/a/allen_ginsberg/amerika.htm"&gt;şurda&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştığım yerin hemen karşısında geniş ve ferah bir kafe var. Büyük kafe zincirlerinden birinin şubesi. Şehrin tam merkezinde olmasına rağmen evsizlerin ve başka garibanların uğrak mekânı olan bir yer. Genelde iç tarafta bir köşede oturuyorlar ve gördüğüm kadarıyla kimse kendilerini rahatsız etmiyor. Onların da kimseye bir zararı olmadığından kafe her türden insanla dolup taşıyor. Yani, "ay gitmeyelim oraya, homeless dolu orası kız" canavarlığı hissedilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün evvel yine aynı mekâna gittim. Akşam beş gibiydi. Kahve içeyim, kurabiyemi kemireyim, kitabımı okuyayım dedim. Zaten dışarısı fena soğuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve güzeldi, kurabiye güzeldi, kitap güzeldi. Eşref saati tam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aniden karşı köşede bir garibanın yere yığıldığını gördüm. Yanındaki arkadaşı kaldırmak için eğildi, sarstı falan ama kaldıramadı. Derken yerdeki adam sara krizine girmiş gibi şiddetle titremeye, kasılmaya başladı. Acayip bir görüntüydü nasıl anlatılır bilmiyorum, sanki adam kocaman bir kalp olmuş atıyordu (kötü edebiyat için özür). Bir anda herkesin kafalar o tarafa döndü. Bazıları ne olduğu anlamak için ayağa kalktı. Hemen önümdeki çocuk durumun vehametini anladı ve koşarak adamın yanına gitti. Ben napacağımı şaşırdım, çocuktan başka kimse gitmiyordu, durum garipti, baktım olmayacak çocuğun arkasından seyirttim, yanlarına vardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam belki uyuşturucu krizindeydi bilmiyorum. Tek bildiğim adamın ölüyor olduğunu düşündüğüm. Neyse çocuk hemen telefonla acil servisi aradı. Uzun uzun birileriyle konuştu. Sonra telefonu kriz geçiren adamın arkadaşına verdi, o da bir şeyler anlattı. Bu arada adamın kasılması giderek azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an kafede çalışan siyahi bir kız aheste aheste yanıma geldi ve yüzüme bakıp "died?" (öldü mü?) dedi. Ne diyor anlamadım başta, ne diyorsun bacım şeklinde yüzüne bakınca sorusunu tekrarladı "died?". Cevap veremedim. Bacım bu ne soğukkanlılık, bu nasıl bir genişlik bile diyemedim. O da alıklığıma dudak büküp geri gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız giderken arkamı dönüp kafeye baktım. Herkes iki dakika önceki muhabbetine, kitabına devam ediyordu. Fark ettim ki içerde olan ben diyeyim 40 siz diyin 50 kişiden biri bile adamın krizi sırasında yanımıza gelmemişti. Fark ettim ki bunlar olurken insanlar kahve ve kurabiye almaya devam etmiş, kafe olağan hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etmişti. Kapıdan içeri yeni girenler (adam tam giriş kapısının yanında yatıyordu) garibanın kasılmasına baka baka sipariş vermeye yönelmişlerdi. Adam herkesin gözü önünde can çekişiyordu ama Amerika'nın en zengin şehrinin en iyi üniversitelerinin tam ortasındaki mekânda kahve keyfini hiçbir şey bozamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin şaşkınlık bundan ibaret kalmadı. Beş dakika içinde art arda önce üç polis arabası, iki ambülans ve iki itfaiye aracı geldi! Havaya on milyon siren sesi karıştı. Gören şehrin yarısı yanıyor sanır! Bir anda içeri onlarca resmi kıyafetli adam doluştu. Büyük bir kararlılıkla ve hızla kriz geçiren garibanı sedyeye yatırıp götürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın ne tarafına şaşıracağımı bilemeden orada öylece kalakaldım. İlk kısımdaki vicdansız ilgisizliğe mi şaşmalı, ikinci kısımdaki abartılı tantanalı ilgiye mi? Kurumların manyakça titizliğini insanların başkalarına büyük ilgisizliğine mi bağlamalı yoksa nedenselliği tam tersinden mi kurmalı? Acaba orada kriz geçiren bir gariban değil de beyaz Amerikalı olsaydı insanlar daha insan olurlar mıydı sorusuna nasıl cevap vermeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Amerika, ey büyük mekanik.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1710021836714800551?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1710021836714800551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1710021836714800551' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1710021836714800551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1710021836714800551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/02/amerika-vii-siddet-ve-duzen.html' title='Amerika VII - Şiddet ve Düzen.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5160644647279583444</id><published>2010-02-11T18:19:00.002+02:00</published><updated>2010-02-11T19:01:33.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Amerika VI - Dating.</title><content type='html'>Amerikalıların Avrupalılardan pek farklı olduğu aşikâr. Bu farklılığın en ilginç tezahürü hep söylendiği gibi politikada değil, gündelik hayatta galiba. Amerikalıların (en azından orta ve üst sınıfların) dehşete düşürecek şekilde mekanik bir beden-kişisel ilişki-sosyal hayat algısı var. Programlama, takvim oluşturma, bütçe tutma gibi gündelik hayatı disipline eden pratikler burada almış başını gitmiş, sıradan hayatın en derinine işlemiş. Böyle olunca bir şeylerin sürpriz olması, doğaçlama gerçekleşmesi ihtimali olabildiğince azalmış. Her şeyin "management"ının kral olduğu bir ülkeden söz ediyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun en komik yansımalarından biri sevgililik ilişkilerinde galiba. İnsanların birbirini tanıma, takılma, sevgili olma süreçleri akla durgunluk verecek biçimde kontrollü yürüyor Amerika'da. Mesafeler, süreç içinde sırasıyla yapılacaklar, aşamalar vs bir şirkette işe alım sürecini andırır şekilde belirli ve tanımlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim  ben burada bir hatun kişiyle tanıştım ve kendisiyle date edebileceğimi düşündüm. Ondan da aynı sinyali aldım. İlk buluşmada kendisiyle bir şeyler içmeye gidiyoruz ya da yemeğe. Bu aşama olumlu geçerse birkaç gün sonra tekrar görüşüyoruz, her şey olumluysa üçüncü buluşmanın habercisi öpüşme gerçekleşiyor. Üçüncü buluşmanın mekânı ya da sonu iki tarafın evlerinden biri oluyor, yani tenler test ediliyor.  (Bu ilk üç aşamayı beş buluşmaya kadar çıkarmak mümkün ama fazlası ı ıh. İmkânsız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki sürecin ertesinde iki taraf da birbirinin belli ölçütler dahilinde az çok tanımış olduğu için karar veriliyor. "Biraz daha takılabiliriz", "yok kardeşim bu iş olmaz", "bir daha yatsak mı acaba" artık seçme seçilme süreci sizi hangi duyguya götürürse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette sürecin aşırı mekanikliği karşıdaki insanın tanımlanmasını da ciddi bir mesele haline getirmiş. "Girlfriend" ya da "boyfriend" olmak hiç de kolay değil. Belki de birkaç ay sürecek "dating" sürecinin sonucunu bekleyip görmek gerekiyor. Dolayısıyla "sevgilim" demek ya da denmek ciddi bir meşakkat gerektiriyor, o noktaya kadar "date ettiğim kız" gibi nesnelliği su götürmez bir kavramla idare ediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bir başka ilginç tarafı da "dating"in pek çok başka eylemle gayet eş düzeyde bir faaliyet gibi görülmesi. Yani koşmak, sinemaya gitmek, dinlenmek, parti yapmak, çalışmak vs ile neredeyse tamamen eş düzeyli bir gündelik hayat aktivitesi bu. Programlamada neredeyse hiçbir önceliği yok. Dolayısıyla da belki büyüden ve romantizmden olabildiğince arındırılmış bir faaliyet. (E kötü bir şey mi bu? Çok da değil galiba :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii dünyanın her yerinde eş seçme süreçleri bir mekaniğe sahip. Ama sanıyorum Amerika dışındakiler çok daha sürprize açık, aniden yön değiştirebilir, anarşiye daha yatkın yani dolayısıyla daha şiirli imkânlar taşıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5160644647279583444?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5160644647279583444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5160644647279583444' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5160644647279583444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5160644647279583444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/02/amerika-vi-dating.html' title='Amerika VI - Dating.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-754796985200600073</id><published>2010-02-09T05:20:00.002+02:00</published><updated>2010-02-09T05:22:29.718+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Latin kadınlarda var bir müzik.</title><content type='html'>Gencecik yaşta toprak olan Lhasa de Sala'ya mı aşık olmalı dünyanın en güzel gözleri Lila Downs'a mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susana Baca'ya mı, Amalia Rodrigues'e mi yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl kadınlar bunlar yarab?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evi barkı bırakıp peşlerinden gidesim geliyor dinledikçe.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-754796985200600073?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/754796985200600073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=754796985200600073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/754796985200600073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/754796985200600073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/02/latin-kadnlarda-var-bir-muzik.html' title='Latin kadınlarda var bir müzik.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-419199437056750505</id><published>2010-02-01T08:14:00.010+02:00</published><updated>2010-02-02T18:24:10.294+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Kuş toplayan adam.</title><content type='html'>Rishi Reddi'nin "Karma" adlı hikâyesinde çarpıcı bir görüntü var. Boston'ın merkezindeki gökdelenlerin ışıkları yüzünden yolunu kaybeden, binalara çarparak yaralanan ve sonuçta şehre dökülen, koşuşturmanın içinde kimsenin fark etmediği, ölmeyi bekleyen kuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikâyenin kahramanı Hintli adam okumuş etmiş biri. Çok başarılı olmuş ve iyi para kazanan kardeşinin de desteğiyle çıkıp Amerika'ya gelmiş. Bir yıl olmuş. Hâlâ kardeşinin evinde, hem de ailesiyle beraber. Daha yeni, ilk bulduğu işten atılmış. Şimdi kardeşi ailesini toplayıp evinden gitsin diye baskı yapıyor. Yapacak başka bir şey yok, gururu kırılmış adam kalkacak, ailesine iki göz ev tutacak, bir şekilde yaşamanın yolunu bulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel anlatıyor adamın kırgınlığını Reddi. Kalkıp büyük bir evden tam takır küçücük bir evciğe sığınmasını, umutsuzlukla ve acı çekerek iş bulmaya gidişini, bu sancı içinde şehrin koşuşturmasını dinleyişini ve sonunda kuşları fark etmesini gerçekten güzel anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yaralı kuşlara ancak yaralı bir adam dokunabilir. Böyledir işte lafı cimi yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra adam kuşları toplamaya başlıyor. Her geçen gün daha çok kuş topluyor. Toplayıp bir kliniğe götürüyor. Herkesin koştuğu, yarıştığı yerde, kentin tam merkezinde ona kuş toplatan incelik ve kırgınlık karışımını kenti yırtan, durduran, anlamsızlaştıran bir güzellik tezahürü olarak alıp koynumuza sokuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yıllar önce ezilen bir kediyi kucaklayıp hastaneye götüren o kara saçlı kız geliyor aklıma.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkasının yaralarını iyileştirmek tabii ki kendimizdeki yaraları da iyileştirmektir. Reddi de adama ödülünü veriyor. Kuşların yaralarını saran adamın da yaraları bir ölçüde sarılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lakin tersten bir küçük hikâye daha hatırlıyorum. Güvercinlerin uçuşuna sevdalı, eve uğramayan, dağda bayırda güvercin uçurup da seyreden adamın minik oğlu babasının arkasından dağa çıkıyor. "Bak" diyor, "baba ben de uçabiliyorum" ve kendini uçurumdan aşağı bırakıyor. (Bunu Selim Temo'nun yazılarından birinde okumuştum. Lakin şimdi baktım hangisi bulamadım. Selim Temo'nun yazıları &lt;a href="http://www.selimtemo.com/eserler.html"&gt;şurda&lt;/a&gt;))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rishi Reddi'nin kitabı hakkında yazmıştım. &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/karma.html"&gt;Şurda&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-419199437056750505?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/419199437056750505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=419199437056750505' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/419199437056750505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/419199437056750505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/02/kus-toplayan-adam.html' title='Kuş toplayan adam.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8245743694281771237</id><published>2010-01-28T17:51:00.004+02:00</published><updated>2010-01-28T18:17:40.475+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Demirören ve genel grev.</title><content type='html'>Dün gece kısacık şapşal bir rüya gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın tombul tüpçü başkanı, ahlâk abidesi Demirören oğlu Yıldırım Bey açlık grevi yapan Tekel işçilerine o pis yarım gülüşüyle bakıyor, yanındakilere ne olduğunu duymadığım bir şeyler söylüyordu. Az sonra adamlarıyla beraber işçilerin üstüne yürümeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda kalan bu. Ağzımda kalansa pis bir tat. Bilmiyorum belki işçileri statta dayak yiyen taraftarla özdeşleştirdim ya da Demirören şirret bir iktidar tezahürü olarak belirdi. İtiraz edecek bir şey yok bunlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama neticede rüya çok anlamlı göründü gözüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu ülkede Demirören varsa ve kalıyorsa genel grev olamaz. Genel greve gitmek Demirören'i alaşağı etmek demektir. 4-C yasası bir Demirören işidir. Demirören esas suçunun işçilere hak ettiklerinden fazla merhamet etmek olduğunu düşünüyor. Hatta kentsel dönüşüm yasasının mimarı Demirören'dir, evsizler Demirören'in evlerinden sokağa atıldılar, köprü altlarında bebeler tiner çekiyorsa Demirören yüzünden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşbihte hata olmaz derler. Esasında bu her teşbihin az buçuk hatalı olduğunun itirafıdır. Lakin bu rüyalı teşbihte son tahlilde olan şu: Nihayet dayanışabilen, ses çıkarabilen, ayağa kalkan memleketimin yenik insanlarının verdiği umut; içinde yaşadığımız hayatın nasıl terörle, bel altından vurmayla, ders almamayla, kadir bilmemeyle dolu olduğunu gösteren mutlak bir kötülük simgesi ile vicdanda ister istemez karşı karşıya geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair olsam, Demirören'le genel grev ihtimalinin bitmez mücadelesinin şiirini yazardım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8245743694281771237?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8245743694281771237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8245743694281771237' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8245743694281771237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8245743694281771237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/demiroren-ve-genel-grev.html' title='Demirören ve genel grev.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6850633335723079735</id><published>2010-01-26T05:53:00.013+02:00</published><updated>2010-02-09T05:33:22.571+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Mücadeleyi bırakmış insanların güzelliği.</title><content type='html'>&lt;em&gt;Kızgın Damdaki Kedi&lt;/em&gt;'ye yazarının acayip ama çok hoş müdahaleleri var. Daha oyunun başında oyunun erkek kahramanı Brick'i anlatırken şöyle diyor Tennessee Williams: "Onda, mücadeleyi bırakmış insanlardaki bağsızlığın serin havasından gelen ek bir cazibe vardır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle algılamamazı istiyor Brick'i. Kopmuş, ayrılmış, bırakmış, ama bunlarla, olduğundan daha güzel daha cazibeli. Oyunun sonunda kızgın kedi Margaret'in, Brick'e söyledikleri ise yenilgiyle güzellik arasında kurulan ilişkinin oyunda nasıl önemli olduğunu gösteriyor: "Ah siz zayıf insanlar. Mücadeleyi bırakmış, zayıf, güzel insanlar!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadında fiziksel ya da ruhsal zayıflığın, solgunluğun, kırılacak gibi olmaklığın estetik bulunduğu edebiyat tarihinin aşikârı. Ölüme yatkınlıkla güzel bulunmak arasındaki o ilişki işte (solan bir gül olmak). Aklıma hemen Poe'nun Annabel Lee'si ve bu şiirin estetik alımlanışı üzerine yazdığı makale geliyor (That the wind came out of the cloud by night /Chilling and killing my Annabel Lee).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama erkek için aynı şeyi söylemek zor. Erkeğin zayıflığının, solgunluğunun güzel bulunduğu bir dünya bence pek güzel olurdu ama maalesef...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Brick'in "zayıf ve güzel" olmasına ne demeli? İşte burada tastamam kötü kedi Margaret'in bizi yanlış yönlendirdiği kanaatindeyim. Zira Brick'in vazgeçmişliği, mücadeleyi bırakmışlığı bir zayıflık göstergesi değil, tam tersine bir kuvvet göstergesi. Bırakıp gidebilmenin, vazgeçebilmenin çok zaman daha zor olduğunu daha çok olgunluk istediğini hangimiz bilmeyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii akla mücadeleyi bırakmış erkek karakterler değil de mücadeleden bırakılmış olanlar geliyor burada. Sevgili Prens Mişkin ve değerli Selim Işık mesela. Onlar da güzel tabi ama Brick'ten farklı onların güzelliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kızgın Damdaki Kedi'ye değinmiştim birkaç yazı önce. &lt;a href="http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/10/kzgn-damda-dolasr-bir-kedi.html"&gt;Şurda&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6850633335723079735?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6850633335723079735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6850633335723079735' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6850633335723079735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6850633335723079735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/mucadeleyi-brakms-insanlarn-guzelligi.html' title='Mücadeleyi bırakmış insanların güzelliği.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-6793396613434471778</id><published>2010-01-25T05:57:00.004+02:00</published><updated>2010-01-25T17:04:01.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Karma.</title><content type='html'>Esasında kitabın başlığı bu olunca insanın okuyası gelmiyor. Boku çıkmış üç kelimeden biri bu karma. Öyle değil mi ama?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin kitapla tanışmam ilginç oldu. Orhan Pamuk'un konuşmasında yanıma pek zarif Hindu bir kadın oturdu. Orhan Beyciğimizin sahneye gelmesini beklerken konuşmaya başladık ve neticede kendisinin yakınlarda bir hikâye kitabı yayınladığını, ilk romanını da bitirmek üzere olduğunu öğrendim. Bana kitabın ismini ve kendisinin mail adresini yazdı; sözde okuyup düşündüklerimi yazacaktım. Fekat her zamanki tembelliğim kendini gösterdi, ancak aylar sonra kitabı aldım ve aldıktan ancak aylar sonra okuyabildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın &lt;em&gt;adı Karma and Other Stories (Karma ve Başka Hikâyeler&lt;/em&gt;) yazarı Rishi Reddi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta Boston çevresinde yaşayan Hint asıllıların hayatlarından kesitler anlatılıyor (Ne de bayat ifadedir bu yahu. Hem kesit anlatılır mı ki? Türkçem iyice bozuldu). Reddi kaçınılmaz kimlik bölünmesinin ve kültürel çatışmanın çeşitli tezahürlerine odaklanıyor. Sessiz bir üslubu var ve gürültüsüz hikâyeler anlatıyor. Kısa ve yumuşak cümlelerle küçük acıları ve zaruri kabullenmeleri dillendiriyor. Üslubunun patırtısızlığı ile anlattığı şeyin büyük trajediler değil de sessizce çekilen acılar olması pek güzel uyuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykülerde benim için en ilgi çekici şeyler, Hindu göçmenlerin vakarı, direnişlerinin sessizliği, teslim olmak zorunda olduklarında ise acıyı abartmamaları oldu. Bilmiyorum, alışılageldik Hint fikrine uygun görünümler bunlar herhalde. Ama Reddi bu alçakgönüllü güzel hali metin üzerinde yeniden yaratmayı başarmış. Kitabın en kuvvetli tarafı bu herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Pazar günümü güzelleştiren bir kitap oldu &lt;em&gt;Karma&lt;/em&gt;. Daha çok yazmaya çalışağım hakkında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-6793396613434471778?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/6793396613434471778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=6793396613434471778' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6793396613434471778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/6793396613434471778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/karma.html' title='Karma.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-8610539571055851895</id><published>2010-01-19T03:53:00.008+02:00</published><updated>2010-01-20T02:44:44.352+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Bizim büyük çaresizliğimiz.</title><content type='html'>Barış Bıçakçı'nın romanının ismi hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Bir yandan hoşuma gidiyor, bir yandan fazla romantik buluyorum. Bir yandan bu toprakların duygusunu taşıyan bir isim, öte yandan sanki Tuna Kiremitçi'nin roman isimleri gibi tribünlere oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasında romanın kendisi hakkında da ne diyeceğimi çok bilemiyorum. Kolayca okunan, duygusunu okuyucuya geçirebilen, keyifli dil oyunlarıyla donatılmış renkli bir roman var bir yanda, öte yanda derinleşemeyen, kısa olmasına rağmen kendini tekrarlayan, kolay başlayıp kolay biten bir roman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tabii ki kolaylıklara gıcık olmak haktır!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dostluk romanı Bizim Büyük Çaresizliğimiz. 30'lu yaşlarının sonuna gelmiş ama çoluk çocuğa karışamamış, taaa küçüklük yıllarından kanka ve şimdi de aynı evi paylaşan iki arkadaşın hikâyesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu noktada benim gibi 30 yaşına varıp hâlâ ev arkadaşıyla yaşayanları yakın gelecek hakkında derin düşüncelere gark eden bir eserden bahsettiğimi ve dolayısıyla pek nesnel olamayacağımı itiraf ederim :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın anlattığı bu iki dostun Nihal eve üçüncü ortak olarak geldiğinde yaşadıkları. Bu taze üniversite öğrencisi kızcağız annesi babası öldüğünde, iki kafadarın yakın bir arkadaşının da kardeşi olması hasebiyle piyango kimliğinde eve giriyor; ince endamı ve çıplak ayakları ile evin içinde salındığında bizimkilerin uykuya yatmış inceliklerini harekete geçiriyor. Ama bu harekete geçen incelikler arzulanana ulaşmanın imkânsızlığını daha fena hissettiriyor, can acıtıyor. Tabii ki en başta bedenler arasındaki kocaman uçurum var. Şöyle ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nihal sahiden güzel kızdı, onun yanında sen göbeğinin üzerinde hareket eden bir fok, bense kel kafasını kaşıyan bir maymun olabilirdim." (104)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Nihal olanca inceliğiyle evi meleklendirmeye devam ettikçe kaybedilmiş çocukluğun ya da bitmiş gençliğin acısı gelip iki adamın hislerinin tam ortasına çöküyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu". (102)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat işin bu yönüne kanmamak lazım. Başta da söylediğim gibi kitabın esas meselesi iki kahraman arasındaki dostluk. İki koca adam arasındaki bağlılık öyle kuvvetli öyle sarıcı ki herhangi bir çaresizliğin acımtıraklığını kolayca alıyor. Nihal'e yönelik arzu arkadaşlığın kuvvetinde eriyor, hatta sevimli bir şey haline geliyor, trajik hal kolayca tatlı küçük bir hüzünle yer değiştiriyor. Böylece Nihal kolayca sevimli bir hatıraya dönüşebiliyor, yolun bir noktasında karşılaşılan bir sürprize, keyifle hatırlanan farklı bir tada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burdaki duyguyu ben sevdim, internetten anladığım kadarıyla romanın diğer okurları da sevmiş. İki koca adamın birbirlerinin ağrılarını sonsuz sarma kabiliyeti kalbe sıcaklık veriyor. Ama romanın zayıf noktası da tam bu işte. Bizi bu sıcaklıkla saran roman bu adamların karmaşasının derinine inemiyor. Kötülüğün ve karmaşanın hiç olmadığı bir beyaz metin olarak kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh işte kitabın adı da Bizim Büyük Dostluğumuz falan olmalıydı, bu tatlı çaresizlik "büyük" sıfatını hak etmiyor zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir not olarak da kitapta en beğendiğim şeyin "beden"in işlenişi (!) olduğunu belirteyim. İki adam sürekli bedenlerinden konuşarak, bedenlerini şakaya vurarak, herkesin "pis" saydığı kılsal ve sümüksel naneleri oyunlaştırarak kuruyorlar biraz da dostluklarını. Tabii bu, "Nihal ağrısı"nı kolay atlatmalarını sağlayan şeylerden biri aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, umarım haksızlık etmemişimdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-8610539571055851895?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/8610539571055851895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=8610539571055851895' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8610539571055851895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/8610539571055851895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/bizim-buyuk-caresizligimiz.html' title='Bizim büyük çaresizliğimiz.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7997270784154159290</id><published>2010-01-11T05:21:00.010+02:00</published><updated>2010-01-25T21:12:41.573+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Istırap.</title><content type='html'>Marcel Proust, büyük eserinde dönüp dönüp ıstırap'tan bahseder. Dehanın olmadığı yerde, yani kendisi gibi adamlarda, ıstırabın "anlamak kavgası"nda tek yol açıcı şey olduğunu düşünür. Anlama çabasının büyük motivasyonunu sağlayan, insanı gündelik akışa kapılıp gitmekten kurtaran şeydir ıstırap. Hatta son ciltte, "Istırapsız geçen zaman boşa geçen zamandı" demekten çekinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Istırabın başka bir büyük işçisi de Cesare Pavese'dir. Günlüğünü, romanlarını, öykülerini ve şiirlerini okuyan karabahtlı okuyucu kolayca anlar Pavese'nin nasıl büyük bir ıstırap işçisi olduğunu. Susan Sontag'ın &lt;em&gt;büyük gözlüklü-ebedi çocuk&lt;/em&gt; Torinolu Cesare'yi "çilekeş" olarak nitelemesi boşuna değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun ıstırap kaçınılmaz olduğunda anlamlıdır ancak. Istırabı bir deney olarak düşünenleri anlamakta zorlanıyorum ben. Bunun da bir açıklaması vardır elbette. Günlük akış "acıdan kaçan hazza sığınan" ademoğlunun elindeyse hep söylendiği gibi, acı bir strateji olarak sunulabilir. Ama bu sürdürülebilir bir durum olmadığından hep kayalıklara çarpıp dağılmaya teşnedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse sadede geleyim. Yıllar öncesinden bir anı geliyor aklıma bu meseleyi düşündüğümde. Küçüğüm pekâla ve kız arkadaşım bırakıp gitmiş. Fena halde içim yanıyor. Kafamı duvarlara duvarlara vurasım var. Lakin her şey çok katlanılmaz değil, bedbaht günlerin çok güzel arkadaşı gelip yoldaşlık ediyor bana. Her akşam uzun uzun yürüyoruz, pek güzel filmler seyrediyoruz, romanlardan ve siyasetten bahsediyoruz. Bir yandan içim ısınıyor bir yandan da topluyorum yavaş yavaş kırılmışları. Pek az uykulu pek yoğun geceler. Çok şey keşfediyor, pek yeni anlamlar buluyoruz sanki. İnanıyoruz buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir süre sonra kaçıp giden sevgili gözyaşları içinde geri geliyor. Çok özlemişiz birbirimizi. Ama nasıl çok. Istırap arkasına bakmadan kaçıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğun geri gelişinin tam ertesi günü. Arkadaşımla hep oturduğumuz kahvede oturuyoruz. Yeni okuduklarından, keşfettiklerinden, karanlıklarından söz ediyor. Esnememe engel olamadığımı hatırlıyorum; anlattıklarını anlayamadığımı, sözlerinin kulağıma bir homurtu gibi geldiğini. O an aramızda çok değerli bir şey kırılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç unutmuyorum o anı. Normalleşmenin sıkı bir göstergesi olarak zihnime kazınmış. İşte şen hayatıma dönüp eski düzende devam ediyorum. Istıraplı günlerin yoğun güzelliğini, sıcak sevgilinin hazlı muhabbetine tercih etmek aklımdan bile geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyum sağlamak ıstırabın salvolarını geçiştirmeyi öğrenmek demek biraz da. Unutabilmek demek, düşünmemeyi, kafaya takmamayı öğrenmek demek. Bunun için aferin diyorlar insana, bunun için terbiye ediyorlar insanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümitsizliğe kapılmadan hazla beraber devam edebilecek bir siyasetin imkânını düşünmeye gayret etmekten başka çare yok lakin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7997270784154159290?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7997270784154159290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7997270784154159290' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7997270784154159290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7997270784154159290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/istrap.html' title='Istırap.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-4244073210312926927</id><published>2010-01-09T02:31:00.003+02:00</published><updated>2010-04-15T09:03:21.002+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebiyat'/><title type='text'>Kızgın damın kedisi.</title><content type='html'>Tennessee Williams'ın çok ilgi çekmiş &lt;em&gt;Kızgın Damdaki Kedi&lt;/em&gt;'sini, özellikle Margaret'ı (başkadın karakteri) çok sık düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KDK dipte açık bir yara, çözülememiş köklü bir sorun varsa düzeltme çabasının içinde bulunulan krizi ancak daha dramatik kılacağını hissettiren bir oyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margaret, güzel ve canlı Margaret, onca fakirliğin içinden gelip yakışıklı ve zengin Brick'e kadın olmuş. Futbolcu, herkesin gözdesi, koca Brick.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenmişler ve Brick'in pek pek zengin babasının evinde yaşıyorlar. Büyük bir imparatorluğun şatosunda, zenginliğin ortasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuna bağlandığımız anda Brick'in bunalımının ortasındayız. Sarhoşken bir okulun bahçesinde engellerin üstünden atlamak isterken düşüp bacağını kırmış. Artık yaşayacağına değer veren bir adam değil. İçiyor ve bekliyor. Ne babasının malında gözü var, ne Margaret'ten bir şey umuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet oyunu belirleyen tastamam Brick'in bunalımı. Söz geçmez, etkilenmez, son kararını vermiş, tükenmez bunalımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunalımın ortasında ise Kedi'nin ele avuca sığmaz varlığı duruyor. Margaret, Brick'in en yakın dostu, dostan öte dostu Skipper'la yatmış. Sonra da Skipper intihar etmiş. O günden bu yana Brick bu tarafta değil, başka bir alemde dolanıyor. Anlam alemi Skipper'ın sırtına binip gitmiş onun için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada hep, Brick'la Skipper arasında dostluktan öte bir şeyler olduğu iddiası var. Margaret, "vazgeç artık Brick'ten!" diye bağırmış Skipper'a, hatta belki de Skipper böyle bir şey olmadığını ispat etmek için yatmış Margaret'la.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Of karışık hikâye. Ama ne zaman Skipper'ın ismini duysa Brick, hayattan vazgeçmiş "alkolden bir İsa" olmuş bu koca adam, bir anda gerçekliğe dönüyor, öfkeyle doluyor, diğer insanların bunun hakkında konuşmasına dayanamıyor. Aralarındaki dostluğun her şeyin yalan olduğu şu dünyada tek sahici şey olduğunu bağırıyor. Tek sahici şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Skipper'dan sonrası tufan&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben Brick'i değil, Margaret'ı düşünüyorum. Onun büyük gücünü. Büyük anarşizmini. Büyük ama kızılmaz yıkıcılığını, güzelliğini, aşk oluşunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin yalan, her şeyin yıkılmış, her şeyin sonsuza kadar eksik olduğunu bilmesine rağmen oyuna tüm kediliğiyle devam edebilmesini. Yeniden kurabilmesini, başlayabilmesini. Yıkmayı bilmesini ve yıkmanın suçunu unutabilmesini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondaki güzelliğin kaynağını arıyorum. Kötücüllük atfedemiyorum kediciğe. Onu neden her şeye rağmen çok güzel bulduğumu soruyorum. Bir cevap bulacağımı sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira, Brick haklı,&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mendacity is a system that we live in. &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-4244073210312926927?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/4244073210312926927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=4244073210312926927' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4244073210312926927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/4244073210312926927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/10/kzgn-damda-dolasr-bir-kedi.html' title='Kızgın damın kedisi.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7887392200495965567</id><published>2010-01-04T06:05:00.000+02:00</published><updated>2010-01-04T06:06:02.437+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Amerika V - Aşk.</title><content type='html'>Amerika, eski arkadaşın eski sevgilisine aşık olmak mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7887392200495965567?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7887392200495965567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7887392200495965567' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7887392200495965567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7887392200495965567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2010/01/amerika-v-ask.html' title='Amerika V - Aşk.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-3287398182351829698</id><published>2009-11-20T08:14:00.009+02:00</published><updated>2010-01-21T02:20:02.615+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Yapanla bakan - kibirle kin.</title><content type='html'>Eşya yapanın kibri vardır. Eşyaya öylece bakanın ise kini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapamamakdan gelen kindir bu, yapıcının kibrini hissedikçe bakan, tenine işlemiş kin kanatmaya başlar. Hem içe doğru hem de dışa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapan bu kanı görmeyebilir. Zira kibir kör edicidir. Kin ne kadar göz açarsa, kibir o kadar kapatır. Yapan görmedikçe bakanın kibri yön bilmeden çağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddet arttıkça körlüğün devam etmesi ihtimali azalır. Elbet bir noktadan sonra yapanın yüzüne kan sıçrayacaktır; kibir sonsuza kadar boşluğa çağlamaz ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın halini her yönden eksik bulmuş, bu eksikliğe bakarak, bu eksiklikte var olarak yaşamanın tek doğru olduğunu düşünen erbap ikisini de ayıplar, herkese şefkat önerir. Vazgeçmek ve şefkatle dolmak merhemdir. Çile kurtuluştur. Cesare'nin yorgun genç adamları gibi tepelere çıkmak, yarı soyunup güneşe yatmak, kendini ışığa bırakmak kurtuluştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki kurtuluş önermek, yol göstermek içinde de kibir salınır. Büyük vazgeçmek büyük yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmakla bakmak arasında bir üçüncü şık yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir üçüncü şık arayışında yapmakla bakmak arasında sürekli gidip gelir bazen insan. Gidip geldikçe öğrenir, gidip geldikçe kibirle kin arasındaki perde geçirgenleşir. Anlamak orda başlar. Sonra büyük yazarın dediği gibi affetmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsa kurtuluşa benzer bir şey perdenin geçirgenleşmesine tahammül edebilmek değil midir? Ağırlıklardan kurtulmakdır yani bilgelik. Yaşamamak değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kibirden ne kinden korkmamak o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cennet anahtarı simulasyonu&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-3287398182351829698?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/3287398182351829698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=3287398182351829698' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3287398182351829698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/3287398182351829698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/11/yapanla-bakan-kibirle-kin.html' title='Yapanla bakan - kibirle kin.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5911517319344707099</id><published>2009-11-14T08:56:00.004+02:00</published><updated>2009-11-14T09:30:31.319+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Şeytanın dili.</title><content type='html'>Profesörün birinden dinledim. Eski bir Yunan hikâyesinde kadının birinin içine şeytan giriyor. Kadın Ermenice konuşmaya başlıyor. Şeytanı çıkarması için Ermeni papaz arayıp buluyorlar, zira şeytanın dilini bilen biri lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer Ermenilerin hikâyelerinde şeytanlar Arapça, Arapların hikâyelerinde şeytanlar İbranice konuşurlarmış. Bu sarmal böyle döne döne gidermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin en yakınındaki öteki kavmi şeytanlaştırmak için şeytanlı masallara ihtiyaç yok hiç. Kavimcilik mikrobu her an her yerden pörtlüyor, diş gösteriyor, umut kırıyor. İşte şu oynaşlı meclisimizde kaç gündür konuşulanlar. İnsana dilini konuşturmamak ne demektir kardeşim, hangi vicdana sığar bu? İşte vicdanı yemişse bu mikrop derinden derine, ya da oturmuşsa minik vicdanın üzerine en öküzünden bir şeytan, sığıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyüğünden bir exorcist lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5911517319344707099?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5911517319344707099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5911517319344707099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5911517319344707099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5911517319344707099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/11/seytann-dili.html' title='Şeytanın dili.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-7117215081547825474</id><published>2009-11-07T09:22:00.002+02:00</published><updated>2009-11-07T09:27:02.004+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kendilik defteri'/><title type='text'>Leonard, yer değiştirelim lütfen!</title><content type='html'>Çalışıyorum bilgisarın başında. Gecenin bir yarısı. Arkadaşlık etsin diye Leonard Cohen playlist'i yaptım Youtube'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama olmuyor. Leonard'ın beni aşağıladığını, yaptığım işi değersizleştirdiğini hissediyorum. Yahu yaptığım şey onunkinin yanında ne kadar sıkıcı, ne kadar vasat, ne kadar gereksiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca bir güzelliğin ortasından, bana, bu zararsız çöle el sallıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuyor Leonard abi. Ayıp ediyorsun. Hem de çok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-7117215081547825474?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/7117215081547825474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=7117215081547825474' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7117215081547825474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/7117215081547825474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/11/leonard-yer-degistirelim-lutfen.html' title='Leonard, yer değiştirelim lütfen!'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-1632567823020643298</id><published>2009-10-24T09:32:00.004+03:00</published><updated>2009-10-24T10:01:22.166+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya hali'/><title type='text'>Baykal ve Demirören.</title><content type='html'>İnsan en korkunç, en acayip şeylere bile zamanla alışıyor. Hatta bu nahoş alışmalar bir süre sonra eksikliği hissedilen nanelere dönüşebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Baykal mesela benim için iyice böyle olmuş durumda. Her seferinde acaba bu sefer nasıl bir inatçılık, mızmızlık, acayiplik yapacak diye bakıyorum. Sağolsun hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyor. Hatta giderek saçmalık düzeyini arttırdığından kendisinden sıkılmanız mümkün olmuyor. Şu kamera önerisi bizi bizden almadı mı? Kalakalmadık mı, ulan ne diyor bu sayın muhalefet bey deyu şapşal şapşal bakmadık mı? Al sana reyting.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın "bully"si Demirören'se ayrı bir keyif ayrı bir coşku. Baykal'daki afacanlık onda yok; onda olan daha çok mahallenin aptal-zengin çocuğu zorbalığı. Ama o da tıpkı Üstad Baykal gibi, "yav bu sefer ne halt yiyecek" diye kendi kendinize sorduğunuzda çıtayı her seferinde daha yukarı taşıyor, sizi asla mahcup etmiyor. Herif en son, dışarıdan getirdiği çeteye maç ortasında kendi taraftarını dövdürdü. Bunu yapabildi. Böyle dev böyle yaratıcı bir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunların ikisi de olmasa nolur halim diye düşünüyorum. Bunları dünyanın faniliğin, varlığın bilmecesinin çözülemezliğinin, hayatın içindeki doğal saçmanın birer hatırlatıcısı olarak kabul ediyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendilerini sevmeye başladığımı bile düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-1632567823020643298?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/1632567823020643298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=1632567823020643298' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1632567823020643298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/1632567823020643298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/10/baykal-ve-demiroren.html' title='Baykal ve Demirören.'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5736558425874490564.post-5010858229627609165</id><published>2009-10-14T06:18:00.002+03:00</published><updated>2009-10-14T06:20:38.458+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika Defteri'/><title type='text'>Amerika IV - Barbar</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben burada, barbarların anlamadığı bir barbar gibiyim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ovidius&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5736558425874490564-5010858229627609165?l=mehmethayrizan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/feeds/5010858229627609165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5736558425874490564&amp;postID=5010858229627609165' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5010858229627609165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5736558425874490564/posts/default/5010858229627609165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmethayrizan.blogspot.com/2009/10/amerika-4-barbar.html' title='Amerika IV - Barbar'/><author><name>Mehmet Hayri Zan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04045686914104239172</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_m44URfpIwpQ/SHYC6k0hxWI/AAAAAAAAAAM/4atsnjCRCVM/S220/Madonna.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
